Doyasıya geçmişi konuşmak ister mi insan?
Yaşamadığı, bilmediği yıllar hakkında konuşmayı…
Hep derim, bir zaman makinesi olsaydı elimde bir günlüğüne de
olsa dönmek isteyeceğim bir zaman dilimi vardır.
70-80’li yıllar…
O yıllarda yaşayan insanların hayat hikâyelerine konuk
olmayı, sevgilerin naifliğini, aşkların mektuplarda yeşermesini izlemeyi çok
isterdim. Belki arayıp da bulamadığım o içimdeki kayıp duyguyu o yıllarda
bulurdum. Kalabalık sofralarına oturup kahkahalarına eşlik etmeyi, zorluklarına
tanık olmayı, güçlükleri nasıl yendiklerini, birbirlerini sarıp
sarmalamalarını, acılarını, mutluluklarını, kayıplarında yaşadıkları zorluğu
nasıl aştıklarını görmeyi çok isterdim.
Gözümün önünde sürekli canlanan bir sahne vardır: Yuvarlak
bir masanın etrafında yenilecek olan yemeğin tadı, plakta dönen bir müziğin
sesi, muhabbetin koyuluğu, olabildiğine kalabalığın içinde herkesin sohbet
ettiği bir ortam… İşte böyle bir ortam da sadece susup sağımı, solumu dudağımın
kenarında ufak bir gülümsemeyle seyreder olurdum. Öyle bir ortamda zamana
direnirdim. An’a tutuklu kalmayı dilerdim.
O yılların duygusunu şimdi de arayarak hata yapıyorum belki
de… Ama aramaktan da vazgeçemiyorum. O aradığım duygu tanımlanamamış bir renk
gibi. Sadece benim bileceğim bir renk ya da kalbimi açacağım bir insanla
tamamlayacağım bir renk… Hikâyemi dinleyen sayfalar ne hissediyor bilmiyorum
ama kalbimin bir köşesinde sayfalardan bile sakındığım gerçeğimi o yıllara
haykırabileceğimi düşünüyorum. Haykırmak istiyorum…
Şimdiye bunu yapamam biliyorum…
Elimde 3-5 mektup var. Dile getiremediklerimi bembeyaz
sayfalara dokuduğum gerçekler… Zamanı geldiğinde sahibine ya da sahiplerine
kavuşacak ya da her zaman kimsesiz olarak kalacak mektuplar. Gerçeğimi yaşayan
mektupları, sakındığım duyguları, sarıldığım anıları, gözlerime dolan
yaşanmışlıkların her birini açığa vurur olurum bir gün belki.
Bir hikâye var dilimin ucunda… Başrolünü benim oynadığım,
senaryosunu kaderin yazdığı… İçimdeki dalgalar boyuma erişse de susuşlarım,
duygularım, direnişlerim, saklanışlarımla dolu o hikâye. Görmeyi bilene izler
bırakıyorum. O izleri görenler dâhil oluyor hikâyeme.
Bu devir de mektup mu kaldı demeyin olur mu bana? O kayıp
duyguyu anca o geri getirebilir… Hikâyemi yalnızca o açığa çıkarabilir ya da
hayatımın sonuna kadar saklı tutabilir. Bir belirsizliğin içerisinde olsa da
her şey, ihtimale tutunmak güç veriyor kalbime.
Gerçeğini kendi kabuğunun içerisinde yaşayan birinin ilacı
mektuplardır. Geçmişin kalıntılarında yaşamıyorum ama geçmişin izlerini kendime
şifa olarak seçiyorum.
O yılların aşkını, sevginin naifliğini, zorlukların altından
birlikle kalkmaları, bir parça ekmeğin kıymetini, edilen sohbeti, kalabalık
sofraları ve mektupları gerçeğimde istiyorum. Hepsi kaderime kazınsın
istiyorum…