7 Mart 2024 Perşembe

KİMSİNİZ?

Bir hatıra kesiti düştü yine gözlerimin önüne. Buruk bir hatıranın izleri öylece seriliverdi. Ne büyük nimettir hatırlamak, hatıraları yaşatmak, yaşamak…

Sadece küçük bir an, küçük bir anlığına bir hatıranın eşiğinde nasıl takılı kalır insan? Unutmanın acısını ne kadar hisseder? İnsan gerçekten unutur mu hayatın gerçeklerini, geçmişin izlerini… Yoksa acıdan kurtulmanın kaçış yolu mudur unutmak?

İlk defa anlatırken zorlanıyorum bir hikâyeyi. Doğru kelimeleri seçmek için fazlasıyla düşüncelerle cebelleşiyorum. Onu yazdığımı bilseydi ne hissederdi acaba? Kızar mıydı ya da hoşuna mı giderdi sahiden bilemiyorum ama yazmaktan da geri duramıyorum.

Aile büyüklerinden birisini anlatıyorum bu sefer; Gözleri devamlı buğulu bakan, beni her görüşünde gözlerinden akan inci tanelerini yanaklarına dokunduran, büyük büyük halamı…

Büyük büyük diyorum çünkü anneannemin halasını anlatıyorum. Aile büyükleri çok kıymetlidir benim için. Her birinden hayatı, geçmişi dinlemek ve öğrenmek paha biçilemezdir bana göre. Bazı kişiler vardır anlatmasa gözlerinden okursunuz yaşadıklarını. İşte o kişilerden biridir halam. Hayatını ondan dinlemedim ama gözlerinden okudum, kalbinden duydum yaşadıklarını.

En son ziyaretine gittiğimde iyi görmüştüm kendisini. Çok konuşmadı ama bol bol sarıldı, ben giderken yine döktü inci tanelerini. Söylemese de, konuşmasa da anlıyordum neden her seferinde ağladığını. Bu görüşmeden uzunca bir vakit sonra telefonla aradım, sesini duymak için. (Yaklaşık olarak bir ay öncesi). Defalarca sesleniyorum:

-Halacım, halacım…

Ve o kelimeyi söylüyor halam:

-''Kimsiniz?''

Sesimi çıkaramadığını düşündüğüm için kendimi tanıtıyorum ama halam hâlâ aynı şeyleri tekrarlıyor:

-‘‘Kimsiniz?’’

Bu sefer gerçekten bazı şeylerin yolunda gitmediğini anladım. Kendimi tanıtmayı bırakıp endişelenmemesi için sakince halini hatırını sormaya başladım. Bir ara ‘‘tanıdım tanıdım seni’’ dedi. Tamam, dedim hatırladı, içim kıpırdandı. Saniyeler sonra aynı soruyu sordu:

-‘‘Kimsiniz?’’

Halamı daha fazla yormamak için sakince yine aramayı sonlandırdım. Bir süre kendime gelemedim. Halam hatıralarını, yaşananları unutmaya başlamıştı. O an çok düşündüm.

Unutmanın acısını hissediyor muydu?

Unutmak ölmekle eş değer miydi?

Yoksa bir kaçış yolu muydu ya da yaşanmışlığın izleri miydi?

Halam beni, geçmişini, yaşadıklarını unutsa bile bende bıraktıkları her daim baki. Bahçesinden birlikte topladığımız kirazın tadı, bahçeye kurduğu salıncağın verdiği mutluluğu, evin dik merdivenlerine çıkarken sürekli ayağımın takıldığını, halamın sürekli bir şeyler ikram etmek için bahçeyle mutfak arasında mekik dokuduğunu, sıcak bir yaz gününde ikram ettiği karpuzun tadını, sevgiyle baktığı çiçeklerini, biz giderken el sallayışını ve daha nicesini o unutsa bile ben hatırlıyorum.

Halamın hafızasından hatıraların resmi silinmiş olabilir ama benim resmimde yaşamaya devam ediyor. Hayat her birimize yarın ne gösterir bilinmez. Kalp kırıklıkları tamir edilmeden ömür biter, pişmanlığın yankısı silinmez. Bu yüzden kalp kırmadan, üzmeden yaşamalı insan. Sevginin peşinden koşmalı, hikayesine hatıralar biriktirmeli…

Benim hikâyemin halamı yaşatan kısmı kiraz, karpuz, yemyeşil bahçe, sevgi dolu bakan gözler, sessizlik, inci taneleri, mutfaktan gelen tıkırtı sesleri, salıncak ve vedanın kapısını aralayan o el sallayışla dolu…

Evet, Kimsiniz sorusunun cevabı burada gizli… Halam için hatıraların siyaha çalınmış renginde, benim için ise her daim yaşayacak gökkuşağı renklerinde…

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hatırlamak ne garip bir duygu Hayatın akışında tanıdık olaylar silsilesi Bir renkten, bir bakıştan, bir hüzünden, bir gülümseyişten… İşte bu...