İçimde taşan bir deniz var sanki, hoyratça vuruyor kalbimin kıyılarına. Sonra bir gemi beliriyor, bakıyorum içerisinde tanıdık yüzler var, sonra usulca kayboluyor gemi. Geçmişin bir tıngırtısı film gibi geliyor gözlerimin önüne. Önce bir tebessüm, sonra burukluk. O gemi kalmalı mı, yoksa yol almalı mı gerçekten karar veremiyorum. O bilinmezlik daha da köpürtüyor içimdeki denizi. Önce o gemi gelsin ve bir daha hiç kalkmasın istiyorum kalbime dem vuran limandan. Sonra film sarmalındaki beni gördükçe gitmeli diyorum. O gemi gitmeli ve hiç dönmemeli. Hayat böyle işte aynı karede gülümseyip hatırda hep var olacağını düşündüğün o en tanıdık yüzü/yüzleri uğurlarsın. Kalpten kalbe yakınlık kurduğunu sanırsın, yanılırsın. Bu his yolda yürüyüp yürüyüp bir yere varamamak gibi sanırım.
Bir dünya vardır insanın kalbinde. O dünyada çeşit çeşit hikaye. Hikayelerin her biri sarıp sarmalar duyguları, düşünceleri. Kimi hikaye sonsuz bir derya, insana iyi gelen, dinlendiren, hayatı bulduran, yaşam sevinci veren. Kimi hikaye de gitmesi gereken. Hikaye yitip gitmişse her gün aynı limana da açsan gözünü yol bir türlü kesişmez uğurladığınla…
Hiçbir şeyin tekrarı yokken yaşayabildiğimiz kadar varız. Gidenlerle ve kalanlarla…
Vesselam…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder