BİR RENK
Özlemini duyduğum bir renk olarak açıklamıştım geçmişi…
Geçmişin izlerini arayarak zamana direnmiyorum aslında
insanlığa direniyorum.
Maneviyatı arıyorum herkesin gözünde.
Nefreti, şiddeti değil sevgiyi bulmaya çalışıyorum.
Bazen buluyorum bazen de bulamıyorum. Yine de yitirmiyorum
umudumu. İnancın kuvvetine sığınıyorum. En çok da her kapının ardında biriken hikâyeleri
ve aileleri merak ediyorum. Çünkü öfkenin de, sevginin de en derini aile de
başlıyor. Özellikle çocukluk geçmiş ve geleceği birbirine kenetleyen en önemli
etki haline geliyor. Çünkü çocuklukta öğrenilen, tadılan her duygu bizimle
beraber yaşıyor. Mesela bir bebek korkuyla gelir dünyaya. Sığınacak, korunacak,
güvenecek bir liman arar kendine. O limanı bulduğunda güveni tadar. Güven
duygusunu yerleştirir duygularının diline.
Her hayat hikâyesinde mürekkebin sözcüsü çocukluk olur.
Çünkü çocukluk hatıraların en güçlü olduğu zamanlardır. Duyguların renginin,
dilinin; belirlendiği, tadıldığı zamanlardır. Umutların yeşerdiği, umudun
geleceğe ışık tuttuğu en güzel zamandır çocukluk. Ama kimi çocuk, çocukluk
nedir bilemeden erkenden büyümeyi öğreniyor. Kimi çocuk küçücük sevgi
kırıntısına muhtaç kalarak geleceğine yol alıyor. Kimi çocuk hayatın en tatlı renklerini öğrenemeden günden güne soluyor. Kimi çocuk ise
en güzel duyguları bünyesine alarak günden güne büyütmeye devam ediyor içinde
yeşeren çiçekleri. Etrafını sarmalayan bu duyguların gücüyle hayatına yön
veriyor.
Dilden dökülemeyendir kimi insan için çocukluk.
Kimi için bir pamuk şekerine duyulan sevgidir.
Düşler âleminde gezinmektir.
Özgürlüğün kollarına tutunmaktır.
Sonu gelmeyen bir heyecan,
Hiç solmaması gereken bir parıltıdır…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder