Biliyor musunuz?
Bazen kapalı bir kutuya benzetirim kendimi. Her daim kimseye
göstermek istemediğim bir şeyler barındırırım kendi dünyamda. Kimi zaman
geçmişin bir tortusudur bu. Kimi zaman da mutluluğun kök saldığı bir toprak
parçası. Bazen o tortular, parçalar dile gelir yüreğimin derinliklerinde. Kanayan
bir pınar gibi olur kalbim. İşte o zaman yazıya dökerim dünyamda birikenleri. Hep
anlatmak isterim bir şeyler. Kimi zaman kendimi anlatırım. Kimi zaman da
hayatın gördüğüm yüzünü gerçekliğiyle açıklamaya çalışırım.
Ne kadar aktarabiliyorum, bilmiyorum. Ne kadar
başarabiliyorum, bilmiyorum. Bildiğim bir şey var ise şudur ki; yazdıklarımda
bir nebze olsun kendinizi bulabilmenizdir. Ortak bir duygu da, bir histe
buluşabilmektir istediğim. Hayatta herkesin yaşadığı hikâye farklıdır. Ama acı
acıdır. Herkesi yaralar, herkesi kanatır. Sevgi sevgidir. Herkese sarılır,
herkese şifadır.
Aslında herkesin iç dünyasında gizledikleri vardır. Saklı
olanların sesini sadece kendisinin duyabildiği… Ama öyle bir an gelir ki
kafesin kapıları ardına kadar açılır. Anlaşılmadığı için susan kalp dile gelir.
Dil yine susar belki ama sevinç naraları yüzdeki tebessümde, gözlerde
beliriverir.
İşte o an da buluşabilmektir niyetim. Tozlu, kara kaplı
defterlerin açıldığı, anlaşılmak için yalvarıp pes edenlerin daha sonra yeniden
umuda kanat çırptığı, solan her bir kalbin yeniden açtığı o an da duyguların
ortak dilinde bir olmaktır istediğim.
İster tutunduğunuz şey acı ister de sevgi olsun…
Bu sizin hikâyeniz…
Sizi siz yapan her şey bu hikâyenin avuçlarında. Hisler ve
duygular da avuçlara dolan hatıralarda…
Her birimiz hatıralar da buluşabilir miyiz? Belki çok zor. Ama
aynı duygunun dilini konuşabiliriz. Aynı duygunun diline sarılıp ortak
olabiliriz...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder