28 Ocak 2024 Pazar

SİHİRLİ KELİME

Kendinizden bir parçayı okuduğunuz bir kitapta, izlediğiniz bir filmde, dinlediklerinizde bulunca durup düşünüyor musunuz? Anılarınıza, geçmişe gidiyor musunuz bir anlığına?

Okuduğum bir kitaptaki(Beyaz Kale) bir kelime geçmişe dair yaşanmışlığı film şeridi gibi geçirdi gözlerimin önünden. Hatırlayınca yakın geçmiş gibi geldi her şey. Sanki dün gibi o anın tadı… Geçmişte kalan bir hatıranın tadı, kokusu, hissiyatı olur mu? Oluyormuş, onu anladım.

O sihirli kelime boza… Evet, boza beni tahmini15-16 yıl öncesine götüren, belki daha bile öncesi. Geçen zamana şaşkınlıkla bakıyorum. Su misali deniyor ya zaman için, sahiden öyle.

Soğuk bir kış akşamı, günlerden cumartesi ya da pazar, anneannemlerdeyiz. Sobadan çatur çutur alev sesleri geliyor, kalabalığız, muhabbetin en koyu anı. Dedem boza alıp gelmiş, kış gecelerinde neredeyse her gittiğimizde boza anneanne evinin vazgeçilmezidir bizde. Yine öyle bir gece işte. Hadi, bir boza koyda yiyelim sesleri, tarçınlı ya da tarçınsız istekleri, gülüşmelerin yankısı… Sonra sobanın üzerinde kuruttuğum portakal kabukları… Sonra evin önünden geçen simitçinin sesi, evden birinin simitçiye seslenişi, benim merdivenleri ikişer üçer atlayarak simitçiye gidişim, anneannemin camdan beni izleyişi, evdeki herkesin simit için bir araya toplanışı, sıcacık olan simitlerin el yakışı, bir yudumun paylaşılmışlığı… Sonra anneannemde kalmak isteyişim, gecenin bir vakti anneme, eve döneceğim diye diretişim, dedemin saate aldırmadan beni eve geri getirmesi…

İşte bir boza beni geçen onca yılın dahi elimden alamadığı bu hatıraya götürdü. O hatıranın tadı da, kokusu da, hissiyatı da, sesi de bakiymiş onu hatırladım. Sadece günün birinde, yüzümde tebessüm oluşturmak için karşıma çıkmayı bekliyormuş. Düşünüyorum da yıllardır ne simite gidiyor elim ne de bozaya. En son ne zaman yediğimi bile bilmem simiti ve bozayı. O kalabalıkta tatlı gelirdi sanırım her şey… Bilmeden aynı tadı bulamayacağımı düşündüğüm için mi gitmiyor elim artık bozaya, sahiden bilmiyorum.  

Ama şunu çok iyi anladım ki, hatıralar özellikle güzel, iyi yaşanmışlıklar insanın yüreğini karmaşıklıktan çıkarıp durgun bir nehre çeviriyor.

Zaman demini saldıkça hayata, günün birinde anımsayacağımız güzel ve iyi nice hatıralara…

11 Ocak 2024 Perşembe

Hep düşünüyorum hayat üzerine. Nedir, ne değildir anlamaya çalışıyorum. Anlamlandırmaya gayret ediyorum. Anlamlandırma çabası içerisinde bazen kayboluyorum ama sonunda yolumu buluyorum. Ama bu defa bulamadım, aradığım bir sorunun cevabını henüz yanıtlayamadım…

İnsan kalbi içine sığdırdıklarıyla o kadar büyüktür ki; sevgiyi, aşkı, mutluluğu, sevdiklerini, hayatı barındırır orada. En ufak bir kayıp sellere boğar insanı. Çünkü insan bir bütündür sahip olduklarıyla. Hangi bütünden düşen bir parçayı yenisiyle kapatabiliriz? Evet, sevgi paylaştıkça çoğalır, mutluluk bulaşıcıdır. Peki ya, sonsuz bir vedaya kazınmış ayrılığın ve hatıraların yerini ne doldurabilir?

Bir telefon kadar yakın olmak bunu düşünüyorum bugün…

Tebessümün sesini, bir gülüşün yansımasını, mutluluk nidalarını dinlemek için gidersiniz telefonun ucuna sonra hatırlarsınız gidenler geri gelmezler. O telefon sonsuza kadar açılmamak üzere kapanmıştır.

Hatırlarsınız, hatırladıkça yaşarsınız…

Sonra başka bir hayat hikâyesi çağıldar kulağınızda. Bu kez yanıt vardır telefonun ardında. Buğulu, duygulu sesi hissedersiniz ama hatıralar uçup gitmiştir.

Hangisi daha zor gelir insana? Cevap bulamamak mı telefonun ardında yoksa cevap bulsan dahi hatıralarında yer edinememek mi, yaşarken hatırlamamak mı?

Burada cevabını kovaladığım soru yeniden düşüyor hafızama…

Kabullendikçe mi alışır insan, alıştıkça mı kabullenir?

Ebedi vedaya, hatıralara vedaya…

Hatırlamak ne garip bir duygu Hayatın akışında tanıdık olaylar silsilesi Bir renkten, bir bakıştan, bir hüzünden, bir gülümseyişten… İşte bu...