11 Ocak 2024 Perşembe

Hep düşünüyorum hayat üzerine. Nedir, ne değildir anlamaya çalışıyorum. Anlamlandırmaya gayret ediyorum. Anlamlandırma çabası içerisinde bazen kayboluyorum ama sonunda yolumu buluyorum. Ama bu defa bulamadım, aradığım bir sorunun cevabını henüz yanıtlayamadım…

İnsan kalbi içine sığdırdıklarıyla o kadar büyüktür ki; sevgiyi, aşkı, mutluluğu, sevdiklerini, hayatı barındırır orada. En ufak bir kayıp sellere boğar insanı. Çünkü insan bir bütündür sahip olduklarıyla. Hangi bütünden düşen bir parçayı yenisiyle kapatabiliriz? Evet, sevgi paylaştıkça çoğalır, mutluluk bulaşıcıdır. Peki ya, sonsuz bir vedaya kazınmış ayrılığın ve hatıraların yerini ne doldurabilir?

Bir telefon kadar yakın olmak bunu düşünüyorum bugün…

Tebessümün sesini, bir gülüşün yansımasını, mutluluk nidalarını dinlemek için gidersiniz telefonun ucuna sonra hatırlarsınız gidenler geri gelmezler. O telefon sonsuza kadar açılmamak üzere kapanmıştır.

Hatırlarsınız, hatırladıkça yaşarsınız…

Sonra başka bir hayat hikâyesi çağıldar kulağınızda. Bu kez yanıt vardır telefonun ardında. Buğulu, duygulu sesi hissedersiniz ama hatıralar uçup gitmiştir.

Hangisi daha zor gelir insana? Cevap bulamamak mı telefonun ardında yoksa cevap bulsan dahi hatıralarında yer edinememek mi, yaşarken hatırlamamak mı?

Burada cevabını kovaladığım soru yeniden düşüyor hafızama…

Kabullendikçe mi alışır insan, alıştıkça mı kabullenir?

Ebedi vedaya, hatıralara vedaya…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hatırlamak ne garip bir duygu Hayatın akışında tanıdık olaylar silsilesi Bir renkten, bir bakıştan, bir hüzünden, bir gülümseyişten… İşte bu...