Hep düşünüyorum hayat üzerine. Nedir, ne değildir anlamaya çalışıyorum. Anlamlandırmaya gayret ediyorum. Anlamlandırma çabası içerisinde bazen kayboluyorum ama sonunda yolumu buluyorum. Ama bu defa bulamadım, aradığım bir sorunun cevabını henüz yanıtlayamadım…
İnsan kalbi içine sığdırdıklarıyla o kadar büyüktür ki; sevgiyi,
aşkı, mutluluğu, sevdiklerini, hayatı barındırır orada. En ufak bir kayıp
sellere boğar insanı. Çünkü insan bir bütündür sahip olduklarıyla. Hangi
bütünden düşen bir parçayı yenisiyle kapatabiliriz? Evet, sevgi paylaştıkça
çoğalır, mutluluk bulaşıcıdır. Peki ya, sonsuz bir vedaya kazınmış ayrılığın ve
hatıraların yerini ne doldurabilir?
Bir telefon kadar yakın olmak bunu düşünüyorum bugün…
Tebessümün sesini, bir gülüşün yansımasını, mutluluk
nidalarını dinlemek için gidersiniz telefonun ucuna sonra hatırlarsınız
gidenler geri gelmezler. O telefon sonsuza kadar açılmamak üzere kapanmıştır.
Hatırlarsınız, hatırladıkça yaşarsınız…
Sonra başka bir hayat hikâyesi çağıldar kulağınızda. Bu kez
yanıt vardır telefonun ardında. Buğulu, duygulu sesi hissedersiniz ama
hatıralar uçup gitmiştir.
Hangisi daha zor gelir insana? Cevap bulamamak mı telefonun
ardında yoksa cevap bulsan dahi hatıralarında yer edinememek mi, yaşarken
hatırlamamak mı?
Burada cevabını kovaladığım soru yeniden düşüyor hafızama…
Kabullendikçe mi alışır insan, alıştıkça mı kabullenir?
Ebedi vedaya, hatıralara vedaya…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder