18 Şubat 2024 Pazar

Gidiyorum

Gitmeye çok yakınım

Gözlerinin kıyısından geçiyor adımlarım

Son bir kez dönüp bak yüzüme

Dinle derinlerimde seni anlatan şarkıyı

Kadere tutsak edilen bu sevdanın gözyaşlarını 

Al, sakla avuçlarında..

Benden sana hatıra kalsın.

Artık gözlerin gözlerime değmeyecek, 

Bedenlerimiz aynı sokaktan bile geçmeyecek,

Yıldızların huşu bulduğu gecelerde sessizliğin sesini ayrı diyarlarda duyacağız

Sana çıkan yolların ömrü tükendi

Yüreğimden ince bir sızı akıp gidiyor 

Yağmurun bile dindiremediği bir yangında boğuluyorum.

Gitmek zorundayım,

Senden geçen ve sana çıkan her yoldan

Vazgeçmek zorundayım…


17 Şubat 2024 Cumartesi

Hatırlar mısın bilmem,

Kalbimin dile geldiği bir gün yine dokumuştum kâğıtlara seni

Gözyaşlarımın ılık nefesi düşerken dudağımın kenarına

Duygularım kanatmıştı kelimeleri

Sen şiirsin demiştim,

Şairin benim.

Ne zaman seni anlatmaya yeltensem önce bir duraksıyorum,

Öyle özel olsun istiyorum, denize çalan gözlerini dokuyacağım kelimeler..

Hatırlar mısın bilmem,

Düşlerimden bahsederdim sana sık sık

Sümbüllere neden düşkün olduğumu,

Mehtabı izlerken neden düşüncelerin deryasına kapıldığımı

Denize açılan sokaklara neden hayranlık duyduğumu anlatırdım.

Seni anlattığım cümlelerin sonuna geliyorum,

Artık sana hatırlar mısın demeyeceğim.

Bizden bahsetmeyeceğim.

İki kalbi bir eden bağ artık kaderin ellerinde

Sevda tutsaklığa boyun eğdi,

Vazgeçişin kolları uzandı direnen gönlün kıyısına

Masallar mutlu sonu yazar,

Peki ya şiirler?

Son kez ben söyleyeyim,

Şair giderse şiir biter

Şair gitti şiir bitti…

14 Şubat 2024 Çarşamba

HAYATA DAİR

Hikâyeler çok değerlidir benim için. Hikâyelerin arkasında saklı duran anlamların izleri. Bu yüzden sık sık hayatın içerisindeki anıları bir hikâyeye dönüştürürüm. Kimi zaman anlatırım, kimi zaman yazarım, kimi zaman da kendime saklarım bu hikâyeleri. Her an’a bir anlam yüklerim. Bazen yorucu olduğunu hissetsem de geriye dönüp baktığımda anlatacağım birçok şeyin olması güç verir bana.

Her hikâye farklı bir kapının anahtarını sunar. Kimi duyguların kapısını açar, kimi mazinin, kimi vedaların, kimi de hayatın gerçeklerinin.

Bazen görmek istediklerimiz kadardır hayat…

Sadece görmek istediklerimizi görür, duymak istediklerimizi duyarız...

Oysa bin bir hayat hikâyesi akıp gider önümüzden… Adımlar bile çok şey anlatır insana. Bakışlar takılır hayatın pençesine. Benim de bir hikâyem var, sizin de… Gizli bir hazine gibidir insan. Kendisini kendisinden sakınır. İçinde barındırdığı dünyaya sığınır. Kimi insan acıyla kıvranır, kimi mutluluğun kollarına tırmanır. Kimi umudun yollarını gözler, kimi kader ağlarına takılıp hüznün yasını çeker.

Ne garip!

Hepimiz aynı kafesin içerisindeyiz belki. Hepimiz acıyla, mutlulukla, sevgiyle yoğruluyoruz. Hem aynıyız hem de çok farklıyız…

 

 

9 Şubat 2024 Cuma

NEDİR NEFES ALMAYI BİLEBİLMEK?

Bu aralar hiç bırakasım gelmiyor kalemden elimi. Düşüncelerin hülyasına kapıldım sanırım. Burada hayatı anlatırken bir baktım kendimden parçalar dokuyorum sayfalara. Büyük alışkanlık, çocukluğumdan kalma…

Arada açıyorum geçmişin kapısını, çocukken yazdığım anı defterlerine bakarken yıllar öncesine dönüyorum. Çoğu zaman gülüyorum yazılanlara, çocuk aklı işte gün be gün yazmışım bir şeyler. Hayat bu zamanın seline kapılıp gidiyor. O selin akışında boğuluyoruz kimi zaman ama önemli olan düzlüğe çıkmayı başarabilmek sanırım. Nefes almayı bilebilmek…

Ne demek nefes almayı bilebilmek?

Başımı gökyüzüne kaldırdığımda hala güneşin yolunu gözlüyorsam, ılık rüzgârın dokunuşunu hissedebiliyorsam, geceleri Sirius’u arıyorsam, denizin her zerresinde huzuru buluyorsam, kalabalık sofralarda kahkaha atabiliyorsam, sevdiklerimin gücünü kalbimde hissedebiliyorsam nefes alabiliyorum demektir. Çocukken birine kızdığımda veyahut üzüldüğümde gittiğim bir yer vardı, arasalar bulamazlar. Hatta birkaç yer diyebiliriz. Biri sitenin dışına doğruydu, çıkardım bir duvarın tepesine, öylece oturur, yoldan geçen arabaları izlerdim sonra karşıda uçurtma uçuran çocukları… Sakinler öyle giderdim eve. Diğer gizli yerim de eve yakındı ama biraz tehlikeliydi. Bir düşsem, başıma gelecekleri tahmin edemiyorum. :)

Şimdi bakıyorum alışkanlıklarım elbette değişti, bir tepe gözlemiyorum mesela. Bir duvarın tepesine tırmanmıyorum sakinleşmek için. Daha kolay yöntemler benimsedim gün geçtikçe. Yüzümü gökyüzüne çevirdim yani ıslanmaktan çekinirken yağmura teslim olmayı öğrendim. Nefes almanın değerini, bana nefes aldıracak alışkanlıkların peşinden gitmeyi öğrendim ve yarınlara kederi bulaştırmamayı…

Nefes alıyorum ve sayfalara nakış nakış işlediğim duygularım, düşüncelerim buna şifa biliyorum. Alışkanlıklar değişir; dün bir duvarın tepesinde sakinleşiriz, bugün gökyüzüne yüzümüzü çevirdiğimizde, yarın bambaşka şeylerde. Önemli olan o değişimlerde hala nefes almayı bilebilmektir. Nefes almanın hissiyatını kalpte hissedebilmektedir.

Vesselam…

 

6 Şubat 2024 Salı

Bir Değirmendir Dönüp Duran...

Birçok yaşanmışlık biriktiriyoruz yarınlara. Bugün, dün de kalıyor. Yarınlar bir bakıyoruz geçmiş oluyor. Hayat bir hikâye emanet ediyor bizlere. Zamana meydan okurcasına bazen yorulurcasına yol alıyoruz o hikâyede. Bir değirmendir dönüp duruyor. Öğütülen her şey kalbe kazınıyor. Bizi biz yapan bütün yaşanmışlıklar birikiyor kalp duvarının arkasına. Vaktini bekliyor yaşananların izleri bir hatırada, bir yüzleşme de tekrar var olabilmek için. Geçmişi geçmişte bırakabiliyor muyuz? Geçmiş yarınlara dokunabilir mi? Geçmişin izleri bugünde hüküm sürebilir mi?

Her hikâyede birçok insanla tanış oluruz. Kimisini acısından tanırız, tek kelime etmeden anlaşırız. Kimisini gözlerinden tanırız, gözlere dolan o duygunun tılsımını derinden hissederiz. Kimisini gözyaşından tanırız, yaranın merhemini beraber ararız. İki güç vardır insanları birbirine bağlayan; biri acıdır. Aynı acının çığlığı yankılanır hayat hengâmesinde. Biri de sevgidir: Sevginin gücü iyileştirir insanı. Karanlık dehlizlere yayılan sonsuz ışık silsilesi…

Bunca düşünce yine hikayemden bir anı düşürdü kalemimin ucuna. Ortaokul yıllarıma dönüyorum bu anıyla. Sessizliğin benliğimle bütünleştiği yıllara…

Yedinci sınıf olduğumu anımsıyorum, bir sınıf arkadaşımız vardı adı bende saklı. Ahmet olsun diyelim, Ahmet bizden biraz farklıydı. Farklıydı derken amacım ayrıştırmak değil, onun daha özel olduğunu ortaya koymak aslında. Özel bir çocuktu Ahmet ve sınıfta çok uğraşılan, kızdırılan, bağırtılan... O kadar üzülürdüm ki ona yapılanlara, kendi kendime cebelleşirdim. Ahmet sürekli sıra değiştirirdi.(Değiştittirilirdi) Bir gün benim ses çıkarmayacağımdan mıdır, anlayışla karşılayacağımdan mıdır ya da onunla iletişim kurmak istediğim anlaşıldığından mıdır gerçekten bilmiyorum. Sınıf öğretmeni yanımdaki sıraya almıştı Ahmet’i. Konuşmadık çok, öyle hatırlıyorum. Konuşmanın ötesinde gülümsedik birbirimize. Ahmet’in o gülüşünün gözlerinin içine dolduğunu o gün gördüm. Sessizdik o gün, o da ben de. Bağırmıyor ya da üzülmüyordu, tek yaptığı gülümsemekti. Sessizlik iyi gelendir insana kimi zaman, konuşmadan anlaşmaktır… Ah bir anlasalardı, ah onun o gözlerine dolan parıltıyı kendilerine güç olarak almayı bilselerdi. Nedendir kolay olanı güçleştirmek? Nedendir kolaydan kaçmak?

Hikâyelere çok çabuk bir şeyler yazılır. Bütün sayfalar doluverir bir anda. Önemli olan o hikayeyi küçük bir gülümsenin yol açacağı aydınlığı gören, sevginin kollarına tutunmaktan vazgeçmeyen, değirmene maneviyatın izlerini kazıyan bir benlik ve benliğe yoldaşlık edecek kişi ya da kişilerle doldurmaktadır.

Vesselam…

Hatırlamak ne garip bir duygu Hayatın akışında tanıdık olaylar silsilesi Bir renkten, bir bakıştan, bir hüzünden, bir gülümseyişten… İşte bu...