Birçok yaşanmışlık biriktiriyoruz yarınlara. Bugün, dün de kalıyor. Yarınlar bir bakıyoruz geçmiş oluyor. Hayat bir hikâye emanet ediyor bizlere. Zamana meydan okurcasına bazen yorulurcasına yol alıyoruz o hikâyede. Bir değirmendir dönüp duruyor. Öğütülen her şey kalbe kazınıyor. Bizi biz yapan bütün yaşanmışlıklar birikiyor kalp duvarının arkasına. Vaktini bekliyor yaşananların izleri bir hatırada, bir yüzleşme de tekrar var olabilmek için. Geçmişi geçmişte bırakabiliyor muyuz? Geçmiş yarınlara dokunabilir mi? Geçmişin izleri bugünde hüküm sürebilir mi?
Her hikâyede birçok insanla tanış oluruz. Kimisini acısından
tanırız, tek kelime etmeden anlaşırız. Kimisini gözlerinden tanırız, gözlere
dolan o duygunun tılsımını derinden hissederiz. Kimisini gözyaşından tanırız,
yaranın merhemini beraber ararız. İki güç vardır insanları birbirine bağlayan; biri acıdır. Aynı acının çığlığı yankılanır hayat hengâmesinde. Biri de sevgidir:
Sevginin gücü iyileştirir insanı. Karanlık dehlizlere yayılan sonsuz ışık
silsilesi…
Bunca düşünce yine hikayemden bir anı düşürdü kalemimin
ucuna. Ortaokul yıllarıma dönüyorum bu anıyla. Sessizliğin benliğimle
bütünleştiği yıllara…
Yedinci sınıf olduğumu anımsıyorum, bir sınıf arkadaşımız
vardı adı bende saklı. Ahmet olsun diyelim, Ahmet bizden biraz farklıydı. Farklıydı
derken amacım ayrıştırmak değil, onun daha özel olduğunu ortaya koymak aslında.
Özel bir çocuktu Ahmet ve sınıfta çok uğraşılan, kızdırılan, bağırtılan... O kadar
üzülürdüm ki ona yapılanlara, kendi kendime cebelleşirdim. Ahmet sürekli sıra
değiştirirdi.(Değiştittirilirdi) Bir gün benim ses çıkarmayacağımdan mıdır,
anlayışla karşılayacağımdan mıdır ya da onunla iletişim kurmak istediğim
anlaşıldığından mıdır gerçekten bilmiyorum. Sınıf öğretmeni yanımdaki sıraya almıştı
Ahmet’i. Konuşmadık çok, öyle hatırlıyorum. Konuşmanın ötesinde gülümsedik
birbirimize. Ahmet’in o gülüşünün gözlerinin içine dolduğunu o gün gördüm. Sessizdik
o gün, o da ben de. Bağırmıyor ya da üzülmüyordu, tek yaptığı gülümsemekti. Sessizlik
iyi gelendir insana kimi zaman, konuşmadan anlaşmaktır… Ah bir anlasalardı, ah onun o gözlerine dolan parıltıyı kendilerine güç olarak almayı bilselerdi. Nedendir kolay olanı güçleştirmek? Nedendir kolaydan kaçmak?
Hikâyelere çok çabuk bir şeyler yazılır. Bütün sayfalar
doluverir bir anda. Önemli olan o hikayeyi küçük bir gülümsenin yol açacağı
aydınlığı gören, sevginin kollarına tutunmaktan vazgeçmeyen, değirmene
maneviyatın izlerini kazıyan bir benlik ve benliğe yoldaşlık edecek kişi ya da
kişilerle doldurmaktadır.
Vesselam…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder