17 Kasım 2024 Pazar

EZAN SESİ

Şu hayatta en sevdiğim şeylerden biri dinlemektir; hayattan küçük kesitler, geçmiş, anılar, kısacası küçük gibi gözüken ama anlamı çok derin olan hikayeler. Hayat bu, karşıma da sürekli kalbimin bir köşesinde anımsayabileceğim hikayeler beliriverir bir an da. Bir başkasının hikayesini acı ya da tatlı dinlemek paha biçilemezdir benim için. Anlatılan hayat hikayelerinde her zaman gerçek duygular barınır çünkü. Hayatın kendisini ancak o zaman görebiliriz. 

Bugün de o anlardan birini yaşadım, hiç beklemediğim bir an da hiç tanımadığım birinden, kısa bir süreliğine bir hikâye dinledim. Şöyle diyordu hikâyenin sahibi: ‘‘Bir ses duydum, hiç bilmediğim bir ses. Öyle etkileyiciydi ki o an ne yapacağımı bilemedim tekrardan o sesi duyabilmek için dakikaları saydım.’’

Bir kadın girdi içeriye, öyle bir neşeyle, gülümsemeyle. Birbirimizi hiç tanımamamıza rağmen gülümsedik ve konuşmaya başladık. Tabiri caizse kırık Türkçeyle anlatmaya başladı. Hiç bilmediği bir ülkeye sevdiği adam için gelmiş, gerçekten çok sevmişler birbirlerini. (Anlatırken bile gözleri doluyordu)

Türkiye’ye ilk geldiğinde bir ses duymuş, o ses tüm hayatını değiştirmiş. Ezan sesinden bahsediyordu, daha önce hiç bu kadar etkilenmemiş. Ezan sesinin duyulmasını bekler olmuş. Farklı dinden olmasına rağmen bir yakınlık hissetmiş ezan sesine. Müslümanlığı daha öncesinde hiç bilmediğini, Müslüman bir aileye gelin geldiğini ama eşinin kendisini hiçbir anlamda zorlamadığını ifade ediyordu. Daha sonra çok araştırmış ve kendi isteğiyle Müslüman olmuş. Boynundan hiç çıkarmadığı haç kolyesini din değiştirdikten sonra taşımak yük olmuş. Şimdi ağzından tek bir sözcük dökülüyordu; Şükür…

Eşini bir yıl önce kaybetmiş… (Gözleri buğulanmaya devam ediyordu) Eşinin ailesiyle beraber aynı apartmanda devam ediyormuş yaşamına. Ülkesine geri dönemeyeceğini buradaki o duyguyu orada yakalayamayacağını, buradan ayrılamayacağını ifade ediyordu. 

Kendini bir yere ait hissedebilmek ne müthiş bir duygudur. Önce eşini bulmuş, sonra kendisine bir vatan…O vatan koca bir dünya sunmuş kendisine. Dini öğrenmiş, komşuluğu öğrenmiş, hayatı öğrenmiş… 

Kısa bir zaman diliminde kocaman bir hikâyenin içine dahil olmuştum birden. Rolüm ufacık, sadece anlatıcısıyım bu hikâyenin. Gözleri neşe saçan o hanımefendi, tanıştığına memnun olduğunu belirtmeden ayrılmadı yanımdan… Bana bunları neden anlattı sahiden bilmiyorum. Tek bildiğim hiçbir şeyi bilememek hayatla ilgili. Yarın ne olacağını, bize hangi hikâyede hangi rolün düşeceğini bilemeden yaşıyoruz. 

Evet, doğduğumuz andan itibaren bir hikâyenin içinde var oluyoruz. Hep bir şeyler yazılıyor ve çiziliyor o hikâyede, roller değişiyor kimi zaman. Bugün öğrendiğim kadarıyla önemli olan hikâyenin nasıl başladığı değilmiş, her şey nasıl devam edeceğiyle ilgiliymiş. İnsan kendini ait hissettiği yer de yaşamalı, ait hissettiği kalpte yaşatmalı hikayesini, ait hissettiği vatanda büyütmeli o hikâyeyi ve ait olduğu kalbi. Kendime de öğütledim bunu. Hikayelere hep inanırım şimdi ait olma hissine de inanıyorum. Ait olduğumuz yer de hikayeler büyütmek dileğiyle…

Vesselam. 

Sena UZ

16.11.2024

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hatırlamak ne garip bir duygu Hayatın akışında tanıdık olaylar silsilesi Bir renkten, bir bakıştan, bir hüzünden, bir gülümseyişten… İşte bu...