30 Mart 2025 Pazar

Çok uzaktasın benden

Gözümün göremediği,

Nefesimin nefesine değemediği uzak bir şehirdesin

Kilometrelerce mesafe var aramızda ama inan, kimse senin kadar yakın değil bana 

Gözüme binlerce göz değse ne olur, ben hep senin gözlerini ararım 

Ben sadece seni bilirim; 

Senin gözlerini, senin gülüşünü, senin varlığını, seninle tamamlandığımı…

Ruhun dili yanılmaz.

Seni sana benzeyene saklarmış ilahi güç, 

Saklımdasın.

Senli, sensiz kışları baharları yazdım, 

Aklımdasın.

Ayrılığı görmeden nasıl kavuşur sevdalılar?

İnancımsın.

Hasretin son mısralarındayız

Ayrılık pınarında kanarken seni yazmaya doyamıyorum,

Kim bilir kavuşunca nasıl haykıracak bu gönül…

Gökyüzünün maviliğinde gündüzüm, yıldızlar fısıldadığında gecem olurken sen 

Senin sevdanla yeşeren şiirler dokuyorum 

Hasret denizinde yolunu gözlüyorum ancak biliyorum

Bir akşamüstü aşk tütecek kalbin baharında 

Başım omzunda gün batımını izleyeceğiz 

Kaybedilen yılları konuşmadan yarınlara mesken tutacağız,

Kalbim kalbine, kalbin kalbime sonsuza dek tutuklu kalırken sevdanın nefesinde yaşayacağız…

28 Mart 2025 Cuma

Seni bir ömre sığdıramayacak kadar çok sevdiğimi söylesem 

Kader örer mi ağlarını yeniden?

Sayfalarca seni yazsam

Kelimeler kıskanır mı beni senden?

Seni anlatsam bu gökyüzüne; yıldızlara dokusam gözlerini..

Başın omzumdan hiç kalkmasa mesela 

Sinemde beyazlasa saçların, gözlerinin kenarında zamana meydan o kırışıklıklara nefes olsam

Ömrün ömrüme,  ömrüm ömrüne dolsa

Ayrılık nedir bilmeden aşkla yürüsek ateşe…

16 Mart 2025 Pazar

Aklımda bir dünya var

Adının sen olduğu 

Nereye gidersen git, nereye dolarsa dolsun adımların ben seni gözlerim kapalı bulurum…

İçimdeki o bahar dalları titrer gözlerinin karşısında 

Göğsümün şu sol yanındaki kalp var ya en güzel rastlantıları yaşar seninle

Kalbimin derinleri kazıldıkça sen çıkarsın altından

Yanım, yörem, sağım, solum sen olursun..

Savrulduğum rüzgar,

Adandığım, hayatım, samanyolum.

Bil ki bir şiirlik hakkım kalsa yine seni anlatır yine seni yazarım…

6 Mart 2025 Perşembe

Bugünlerde en çok dedemin sözleri yankılanıyor hafızamda. Bu dünya hassasiyet kaldırmaz derdi bana, sadece gülümserdim ve yine özlü sözlerinden biri sessizce yer edinirdi, kalbimin bir köşesinde. Hayatın bir köşesinden tuttuğu her yaşanmışlık onun için birçok cümleyi ifade ediyordu. Kimilerini hatırlamasam da her görüşümde beni hayrete düşürecek sözler, öğütler bulurdu. Sonra gülümserdi bana, her sözün bir gerçekliği taşıdığını bilir ama bunu görmezden gelirdim. Böyle olmasını isterdim, anlamadığımdan ya da bilmediğimden değil bazı şeyleri. İnanmak istemediğimden…

Hayata karşı ördüğü bir duvar vardı, kuşandığı bir zırh. Bazen benimle konuşurken duvarın kalktığını, zırhın düştüğünü okurdum gözlerinden ama sonra yine her şey yine aynı devam ederdi. Sanırım benden de aynısını bekliyordu ama ben onun gibi olamazdım, olamam. 


Bazen hüzünlenen, üzülen, hayal kırıklığı yaşayan ama en çok gülmeyi seven kalbimin bir odasında sessizce yeşeren o kız çocuğuna; şu zamanda bir nebze olsun o inanç tomurcuğunu taşımaya çalışan kadına bunu yapamam. Dedem de bunu bildiğinden midir hissettiğinden midir, her özlü sözün ardından güler sonra da beni güldürürdü. Şimdi hatırladığım o sözler burksa da ruhumu, yazarken tebessüme bulanıyor bir şekilde duygularım. 

Bu dünya hassasiyet kaldırmaz bunu biliyorum ama inanmak da istiyorum. Gülümsemeye, inceliğe, sevmeye ve sevilmeye… O inanç tomurcuğu ne zaman köksüz kalır, kök yer bulamaz toprağında; o zaman ne kalem tutar elim, yazmaya bir mecal kalır yüreğim. 

Duvar örülür derinlere, kendimden hallice…

3 Mart 2025 Pazartesi

 

Delicesine şakıyan bir yağmur bulutunun altındayım sanki, bahar dallarında yeni açan çiçekler gölge ederken yüzüme, bir yandan ay ışığı siniyor sineme. Neler neler anlatıyor o yağmur bulutu; inandıklarımı, gerçekleri ve gerçek sandıklarımı.

Kalbin yanılacağını düşünmezdim hiçbir zaman. Kalp yanıltmaz derdim, ne büyük hayal kırıklığı. Kalpte yanılırmış, ruhun dilini bile teğet geçerek. 

Hangi inanç ve hangi gerçek uğruna yaşıyoruz? İnandıklarımız mı bizi bağlıyor hayata, gerçek sandıklarımız mı? Hep zamana sitem ediyorum ama sahiden zamanın bir suçu var mı? Kimin kimi gerçekten sevdiğini bile anlayamadığım şu zaman da bazı şeyleri gerçek sanmaya ve inanmaya mahkûm değil miyiz? Zaman belki de burada sadece bir figürandır. Çok acı, sahiden çok acı… 

Sevginin bu hayatta insana en iyi gelen şey olduğuna inandım hep.  Ama zaman bile bu denli figüranlık yaparken hayatın içerisinde, sevgi nasıl sıyrılacak gerçek sandıklarımızın arasından? Nasıl anlaşılacak gerçekler? Kalp bile yanılırken, delicesine şakıyan bir yağmur bulutu alıp götürecek mi gerçek sandıklarımı ve sahiden inandıklarımı…

Hatırlamak ne garip bir duygu Hayatın akışında tanıdık olaylar silsilesi Bir renkten, bir bakıştan, bir hüzünden, bir gülümseyişten… İşte bu...