Bugünlerde en çok dedemin sözleri yankılanıyor hafızamda. Bu dünya hassasiyet kaldırmaz derdi bana, sadece gülümserdim ve yine özlü sözlerinden biri sessizce yer edinirdi, kalbimin bir köşesinde. Hayatın bir köşesinden tuttuğu her yaşanmışlık onun için birçok cümleyi ifade ediyordu. Kimilerini hatırlamasam da her görüşümde beni hayrete düşürecek sözler, öğütler bulurdu. Sonra gülümserdi bana, her sözün bir gerçekliği taşıdığını bilir ama bunu görmezden gelirdim. Böyle olmasını isterdim, anlamadığımdan ya da bilmediğimden değil bazı şeyleri. İnanmak istemediğimden…
Hayata karşı ördüğü bir duvar vardı, kuşandığı bir zırh. Bazen benimle konuşurken duvarın kalktığını, zırhın düştüğünü okurdum gözlerinden ama sonra yine her şey yine aynı devam ederdi. Sanırım benden de aynısını bekliyordu ama ben onun gibi olamazdım, olamam.
Bazen hüzünlenen, üzülen, hayal kırıklığı yaşayan ama en çok gülmeyi seven kalbimin bir odasında sessizce yeşeren o kız çocuğuna; şu zamanda bir nebze olsun o inanç tomurcuğunu taşımaya çalışan kadına bunu yapamam. Dedem de bunu bildiğinden midir hissettiğinden midir, her özlü sözün ardından güler sonra da beni güldürürdü. Şimdi hatırladığım o sözler burksa da ruhumu, yazarken tebessüme bulanıyor bir şekilde duygularım.
Bu dünya hassasiyet kaldırmaz bunu biliyorum ama inanmak da istiyorum. Gülümsemeye, inceliğe, sevmeye ve sevilmeye… O inanç tomurcuğu ne zaman köksüz kalır, kök yer bulamaz toprağında; o zaman ne kalem tutar elim, yazmaya bir mecal kalır yüreğim.
Duvar örülür derinlere, kendimden hallice…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder