Her Hıdırellez önce annenannem gelir aklıma. Anneannemin anlattıkları… Ateşin üstünden atladıklarını, evlerini temiz tuttuklarını, dere kenarına gittiklerini, gül ağacına dileklerini çizip astıklarını anlatırdı anneannem. Bugün bütün ritüelleri yerine getirmeyi öyle isterdim ki. İnanç ve geleneğin birliğini sürdürmeyi ve buna eşlik etmeyi, Hıdırellez coşkusunu gerçek anlamda yaşamayı.
Bundan yaklaşık 19-18 yıl önce annem de anlatmıştı bana Hıdırellezi. Hıdırellez zamanı gerçek olmasını istediğim dileklerin resmini çizip balkonumuzun hemen önündeki gül dalına asmıştık beraber. Hep derlerdi, çocukların dilekleri duaları daha çok kabul olur ne istiyorsan hepsini çiz. Ben de çizerdim... :)
Neler çizdiğimi çok az hatırlıyorum ama neler çizdiğimin ötesinde annemle yaptığım bu ritüeli ve inancı hiç unutamıyorum. Hayatta en çok istediğim şeylerden biri hayat hikayeme bol bol anı biriktirebilmektedir. Hıdırellez örneğinden hareketle anneannemle başlayan bu anı, annemle taçlanıp bugüne geldi benimle, yarına ve geleceğime ise kanatlanıyor adım adım.
Yeni öğrendiğim bir Hıdırellez ritüeliyle sonlandırayım bu yazıyı da. 5 Mayıs gecesi tuz yiyip yatarsa insan, rüyasında evleneceği kişi su verirmiş. Bu inanışı doğrulayan hikayeler de okudum çok yakın zamanda... :)
İşte gelenekler çeşitli inanışlarla süregelirken hayatımızın bir noktasına dokunmayı başarıyor. Bu dokunuş hayat hikayelerinde gülümseten anılar bırakıyorsa ne mutlu…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder