24 Eylül 2025 Çarşamba

 Büyüklere Ninni


Ninni hep küçüklerindir, öyle biliriz değil mi? Bu defa bir bebeğe ya da bir çocuğa değil ninni okumak isteyişim. Çok sevdiğim birine…

Sakladığı o masum yüreğinde pamuklar gibi bembeyaz kalbinde birikenler, gözlerinden okunur bilirim. Siz hiç saati sevdiklerinde duran birini tanıdınız mı? Bugünde geçmişi yaşayan birini? Unutkanlığının arkasında biriken hayat yükünü üstünden bir türlü atamayan birini? 

Hayat hikayesi beni en çok etkileyen büyüklerimden biri kendisi. Bir çocuk gibi, gözyaşları hep göz pınarında. Sildiğiniz gözyaşlarından hayat akıyor, öyle biri.

Bağışladığı sevda, belki de affedemediği; uğurladıkları ve kavuşamadıkları.

Yazgısına bir parça ninni…

Zaman gibi sessiz uyu ama yine uyan olur mu?

Gecenin karanlığında göğsüne düşen ninni günlerine aydınlığı getirsin.

Sevdiklerinde duran saatin tik tak’larında acıyı kırsın dalgakıran.

Kırsın ki o hırçın dalgalar bir daha hiç çarpmasın yüreğine…

16 Eylül 2025 Salı

Ben yaşadığım bu çağda sevdanın renginin tam olarak ne olduğunu bir türlü tanımlayamayanlardanım. 

Siyah?

Beyaz?

Kırmızı?

Toz pembe?

Hangi renk tanımlar bu çağın sevdasını?

Çok eski zamanlara bakıyorum. Genç bir kızın sevdiğine işlediği mendil beliriyor gözlerimin önünde. Sevda denizinden akan duyguların nakış nakış işlendiği bir mendil. Şu sözcükler işlenmiştir mendile:

Ey efendim hakkı sıhatten

Daim mamur

Eylesun senden olup dökülen

Gayrim silmesun gönlümde

Meylesun gönlümde

İlacı konmadan saati

Canımın canı asrımın varı efendim

Aşk nağmeleri bir bir döşenmiş ancak bu mendil sebebi bilinmez, sahibine ulaşamamıştır. Yıllar, mevsimler akıp gitmiş üzerinden ancak aşığın gizli mendili bugün bile dokunmayı başarır bir şekilde kalplere. 

Gerçek aşkı gözlerden ve sözcüklerden tanıyıp bulur insan buna inanırım. İnanmak isterim… Mendillere işlenen aşk, mektuplara dökülen duygular; ne kıymetli… Nakış nakış işlenen duygular bir dansın edasında, sevdanın binbir renginde… 

Peki bu çağ?

Kolay ulaşılabilir olmak mı yitiriyor her şeyin kıymetini? Körelen duygular mı? Ömrün kadere boyun eğişimi mi? 

Kalpten göze, gözden dudaklara akan sözcüklerin hükmü yitip gittiği an renklerin soluşunu izler oluruz. Kalp sevdaya bir yerlerden aşinadır derler… Hangisi gerçek, hangisi hülya anlaşılmayan bu zamanda sevda tadar mı aşinalığı? Bulur mu rengini…

 

 

9 Eylül 2025 Salı

ALACA KUŞUN RIHTIMI

Bakıyorum da taş duvarlar arasına sıkışıp kalan ne çok hayat var.  Yüreğe ağır ağır misillenen yalan duygular ancak isyanı sadece kendi yanışına olanlar. Öfkesi içinde yanışını dindiremediği yağmura.  Belki de kaderin bir sarmaşık gibi etrafını doladığı hayat hikayesine. 

Tutsaklık çok ağırdır; adımların kısıtlanması, yolların kapanması, esaretin gölgesinde yaşamak değildir yalnızca. Duyguların bile hissizleşmesidir zamanla. 

Her insan alaca kuş olmak ister. Özgürlüğü aramak, bulunca hiç bırakmamak. Önceleri çok uzaklaşmak ister, uzakların derininde kaybolmak, kendi başına var olmanın gücüne kavuşmak ama sonra bilir alaca kuş… Sevginin olmadığı bir yer de nasıl var olunur? Kendi rıhtımına yanaşıp huzurun eşiğinde gerçek aşkı, sevgiyi, mutluluğu bulamazsa nasıl öğrenir tekrardan uçmayı? 

İnsan önce bir alaca kuştur hayatın içerisinde. Zaman demir attıkça derinlerine, bazen değişiverir her şey. Yalana bürünen duygularla bir kafesin içerisinde buluverir kendini, sıkışıp kalarak. O kafes yavaş yavaş büyür, kocaman tuğlalar örülür etrafına. Tutsaklık giderek artar, duygular sessizleşir, kanatlar çırpınmayı dahi unutunca suskunluk belirir. Suskunluk ise yağmurun bile dindiremediği kor’u hep diri tutar, hisler sessizliğin esaretinde kanar ve kanar...

 

                                                                                                                  

Hatırlamak ne garip bir duygu Hayatın akışında tanıdık olaylar silsilesi Bir renkten, bir bakıştan, bir hüzünden, bir gülümseyişten… İşte bu...