24 Mart 2024 Pazar

Bahar Bayramı

HIDIRELLEZ

Hıdırellez deyince ilk anneannemin anlattıkları canlanır hafızamda. Anlattıklarını sanki ben yaşamışım gibi film şeridi halinde geçer geçmiş zamanda kutladıkları bu gelenek. Anneannem de benim gibi hisseder anlatırken, gözünün önünden akıp gidermiş yaşadıkları, öyle der. Bizim zamanımızdaki gibi kutlanmıyor şimdi diye anlatır anneannem. Küçük olduğunu ama yine de hatırladığını söyler. İnsan hafızası böyle bir şeydir işte. Kimi zaman ona en iyi gelen, en mutlu olduğu anıları devamlı yeşertir. O yeşertme için ufacık bir kelam yeterlidir. 

‘‘Hıdırellez sabahı erken kalkılır, yeşilliğin olduğu bir alana gidilir, kapıların önü süpürülür, herkesin kapısına yeşil dal bırakılır, evlerden evlere halatlar gerilir ve büyükçe bir salıncak kurulur. Gül dibine dilek dilenir, kalem veya anahtarlık konur, yazılar yazılır, ertesi gün yazılan kâğıt alınır, akan suya gidilir ve şöyle dua edilir: Duru su akan su, rabbim senin dilediğini vermiş, sende benim dilediğimi ver su… Gece ateş yakılır, herkes üzerinden atlar, dömbelek çalınır, şarkılar ve bolca neşe, diye anlatır anneannem.’’ Ve sonra ekler; Şimdi bizim zamanımızdaki gibi kutlanmıyor…

İşte o zaman gözlerinden okurum anneannemin geçmişe olan özlemini. Sanki o anları ben yaşamışım aynı duyguları paylaşmışım gibi bende de belirir bir özlem duygusu. Nedendir bir türlü anlam veremiyorum, çok özenirim onların zamanına. Şu an da böyle gelenekleri aynı duyguyla yeşertemediğimiz, mektup yazmaktan bir haber olduğumuz, bir yudum ekmeği paylaşmanın duygusunu yitirmeye başladığımız, birliği beraberliği kalabalıkları kaybettiğimiz için buruk hissederim. 

Şimdi de bir kalabalık var herkesin etrafında. Görünenin aksine çoğu kişi o kalabalığın içinde yalnız… Önceden yalnızlıklar bile paylaşılırmış. Şimdi bakıyorum sevgiler bile paylaşılamıyor bazen. Kapılmışız, bir akışa sürükleniyoruz oradan oraya. Gerçeklerin peşine gitmekten, doyasıya yaşamaktan aşkı, sevgiyi, mutluluğu korkuyoruz. 

Dışarıda güneş açmış, bahar salmış saçlarını tel tel gökyüzüne… Baharın ve yazın neşesi şimdiden sinmiş üzerime. Güzelliklerle gelsin bahar, herkesin kalbinden geçen o dilekler, hayaller baharın neşesiyle yeşertsin bizleri…

Sahi Hıdırellezle ilgili merak ettiğim bir konu vardır. Büyükanneannem yaşıyor olsaydı eğer onunla da konuşurdum bu geleneği. Bulgaristan’dan göç etmeden nasıl kutlanıyordu orada bu gelenek? Tıpkı kızı gibi o da eskisi gibi kutlanmadığını dile getirir miydi? Marteniçkasını takar mıydı mesela? Taktıysa gerçek olmuş muydu dileği? Şimdi bileğime takılı olan marteniçkaya bakarken tuttuğum dilekten ziyade dinlediğim geçmiş yılların rengi canlanıyor gözlerimin önünde. Garip bir mutluluk kaplıyor içimi…

Hadi öyleyse gelsin Mayıs, atlansın ateşin üstünden, gül ağacına yazılsın çizilsin hayaller, leylek görülsün çıkarılsın marteniçkalar, yaşatılsın bu gelenek…

Sa o Roma, babo, e bakren čhinen

A me, čoro, dural bešava

 

A, odo, daje, amaro dive

Amaro dive, Ederlezi…

13 Mart 2024 Çarşamba

İnanırım ki; dilden dökülenler kalbin aynasıdır. Sadece sözlü iletişimden bahsetmiyorum. Yazıya dökülenlerde; dilin tercüman edemediğini kalbin işlemesidir nakış nakış. Benim için en kıymetli olandır mesela yazmak. 
Sessizliği bazen çok yakıştırırım kendime. Kalbimden dökülenleri kağıtların bembeyaz yüzüne işlemek paha biçilemezdir benim için...
Kendimce bir dünya kurarım orada, kimsenin dokunamadığı. Bazen saatlerce yazarım, bir köşede kendime saklarım yazdıklarımı ya da açık bırakırım sözcüklerin kapısını...
Beni anlayan girer o kapıdan içeriye, pırıl pırıl parıldayan denize karşı oturmuşçasına buluşur orada duygular...
Benim dünyamda sessiz kalmayı başaramayan tek şey kalbimden dökülen duygulardır. Duyguların en naifini büyütürüm kalbimde. Sevmenin en naifini, mutluluğun ve huzurun en naifini...
Kavgam sadece kendimledir. Kalbimin derinliklerinden saklıdır hayatın yükü. Mahkemeyi kendi kendime kurar, hükmü veririm kendimce. Benim sınavım, benim gerçeğim diye düşünür beni bana bırakırım...
Hayata bakış açım belli bir çerçevede ilerler. Bugün öfkeliysem yarın dün de bırakmaya çalışırım yaşananları. Böyle anlar da gökyüzündeki masmavi bulutlar, parıldayan güneş şifadır bana.
En kıymet verdiğim duygu da sevgidir mesela. Sevmenin ve sevilmenin iyileştirici bir gücü olduğuna inanırım. Mutluluğu ve huzuru peşi sıra getirenin de...
Bir de hikayeler çok değerlidir benim için. Hayatın her anından birer demetle hikaye bütünü oluştururum kendime. İleride anlatabileceğim ya da sayfalara dökmeye devam edebileceğim birçok hikayem olsun isterim. 
Sevmeyi, duyguların renklerini anlatmak isterim doya doya.
Tabi, bazen de karanlıkta kalmayı, takılıp düşmeyi, sonra yeniden ayağa kalkmayı...
Hayat bugün yarın ne getireceği bilinmez, unutuyoruz bizler için sonun bir gün geleceğini ve yine unutuyoruz belki bugün son kez nefes alıp verdiğimizi.
Son gelmeyecekmişçesine kalp kırıyoruz, yaralıyoruz karşımızdakileri. Hayatta en çok korktuğum iki şey vardır. Biri kalp kırmak biri de sevdiklerime vedaya alışmak. Sevdiklerine vedaya alışır insan belki ama kalp kırmanın yükünü taşıyamaz...
Bu yüzden çoğu zaman kalbimin sesiyle hareket ederim. Bu ses bazen beni çok yarar ama yine de vazgeçemem o sesin fısıldadıklarını yaşatmaktan. Bir de kalbimin sesiyle birleşir hislerim. En çok hissettiğim ama bilemediğim duygularda adımlarım şaşırır. Yolun hangi tarafının doğru olduğunu anımsayabilmek için zamana esir olurum. Sonra güneş yeniden doğar, masmavi bulutlar yeniden çıkar ve sonsuz mavi deryanın sesi kulağıma yeniden çalınır, işte o zaman yoluma kavuşurum...
Hâlâ güneşe yüzümü döndüğümde mutluluk duyabiliyorsam, sevgiye inanmaktan vazgeçmiyorsam, hikayelere inanıyorsam ve daha nicesi...
Nefes aldığımı hissediyorum demektir. Hayatın anlamını kendimce yeşertiyorum demektir...
Vesselam..

10 Mart 2024 Pazar

KALP KAPISI

Yine gecenin bilmem kaçı

Düştün yine aklımın bir köşesine

Önceden olsa gel derdim sana, gel sabaha kadar konuşalım

Şiirler büyütelim doğan güneşin bağrında

Diyemiyorum,

Çok şey anlatmak istiyorum sana ama susuyorum

Yanı başımda değilsin ama hissediyorum beni duyuyorsun,

Zor olsa da uçup gittim senin kalbinin kapısından

Kırık kanatlarımla yol aldım bilinmezliğe

Son kez gelmiştim sana,

Gözlerimden okudun mu vedanın türküsünü?

Düştü mü kalbine ağıtın yankısı?

Ben seni deryanın derininde bulmuştum

Şimdi orada boğuluyorum.

Ben seni gündüzün güneşinde, gecenin yıldız bulmuştum.

Şimdi onları da göremiyorum…

9 Mart 2024 Cumartesi

KENDİME

Bakıyorum da söylemek istediklerim birikmiş kendime,

Hadi diyorum çıkıp dışarıya ılık rüzgârın ruhunu okşadığı o yürüyüşlere başla

Sonra bakıyorum yaz hala çalmadı kapıyı

En sevdiğim mevsim gelmedi daha

Masmavi bulutlar, gülümseyen güneş, denizin tuzu değmedi daha tenime

Deli divane baharda yeşeren sümbülleri arıyorum her yerde

Hiç unutmam, anneannemin evinde vardı mor sümbüller

Bahar gelince alırdı sık sık,

Kokusu mest ederdi beni

Bende onun gibi arıyorum mor ya da pembe sümbülleri…

Onun yerine kırmızı balonlar alayım diyorum sana

Sebebini bilmiyorum, uçuşan kırmızı balonlar mutlu eder beni

Sonra diyorum al bisikletini, tak kırmızı balonlarını arkaya, sepete koy sümbülleri, sür nereye varacağını bilmeden yolun.

Kim ne söylerse söylesin ne düşünürse düşünsün sevdiğin şeyleri yapmaktan asla vazgeçme,

Seni mutlu eden ufacık şeylerin peşinden koşmaya devam et,

Güneş çıktığında bile mutlu olursun sen, bunu sakın unutma!

Bir gün üzüldüysen ertesi güne taşıma dünün mutsuzluğunu,

Eskilere olan özlemini bugünde yaşatmaya devam et,

Sakın köşende kendine sakladığın mektuplarını unutma, yazmayı bırakma,

Hayal kurmayı çocukluğundan beri hep çok seversin, hayatının sonuna kadar buna devam et,

Demle çayını, koy plağını dönsün dursun mazinin şarkıları…

Hayat renklerini yitirse de,

Sen renklere tutunmaktan vazgeçme.

Gürültüden patırtıdan hiç hoşlanmazsın, sakinliğin peşinden koşmayı bırakma

Dans etmeye bayılırsın, kaç yaşına gelirsen gel sana iyi gelen her ne varsa yapmayı sürdür

Sarılmayı, kalabalık sofraları çok seversin, sevdiklerini bir araya toplamaya devam et,

Bunlar sana en iyi gelenler…

Ve tüm bunların üzerine unutmaman gereken çok önemli bir şey var!

Ne olursa olsun hep gülümse…

7 Mart 2024 Perşembe

KİMSİNİZ?

Bir hatıra kesiti düştü yine gözlerimin önüne. Buruk bir hatıranın izleri öylece seriliverdi. Ne büyük nimettir hatırlamak, hatıraları yaşatmak, yaşamak…

Sadece küçük bir an, küçük bir anlığına bir hatıranın eşiğinde nasıl takılı kalır insan? Unutmanın acısını ne kadar hisseder? İnsan gerçekten unutur mu hayatın gerçeklerini, geçmişin izlerini… Yoksa acıdan kurtulmanın kaçış yolu mudur unutmak?

İlk defa anlatırken zorlanıyorum bir hikâyeyi. Doğru kelimeleri seçmek için fazlasıyla düşüncelerle cebelleşiyorum. Onu yazdığımı bilseydi ne hissederdi acaba? Kızar mıydı ya da hoşuna mı giderdi sahiden bilemiyorum ama yazmaktan da geri duramıyorum.

Aile büyüklerinden birisini anlatıyorum bu sefer; Gözleri devamlı buğulu bakan, beni her görüşünde gözlerinden akan inci tanelerini yanaklarına dokunduran, büyük büyük halamı…

Büyük büyük diyorum çünkü anneannemin halasını anlatıyorum. Aile büyükleri çok kıymetlidir benim için. Her birinden hayatı, geçmişi dinlemek ve öğrenmek paha biçilemezdir bana göre. Bazı kişiler vardır anlatmasa gözlerinden okursunuz yaşadıklarını. İşte o kişilerden biridir halam. Hayatını ondan dinlemedim ama gözlerinden okudum, kalbinden duydum yaşadıklarını.

En son ziyaretine gittiğimde iyi görmüştüm kendisini. Çok konuşmadı ama bol bol sarıldı, ben giderken yine döktü inci tanelerini. Söylemese de, konuşmasa da anlıyordum neden her seferinde ağladığını. Bu görüşmeden uzunca bir vakit sonra telefonla aradım, sesini duymak için. (Yaklaşık olarak bir ay öncesi). Defalarca sesleniyorum:

-Halacım, halacım…

Ve o kelimeyi söylüyor halam:

-''Kimsiniz?''

Sesimi çıkaramadığını düşündüğüm için kendimi tanıtıyorum ama halam hâlâ aynı şeyleri tekrarlıyor:

-‘‘Kimsiniz?’’

Bu sefer gerçekten bazı şeylerin yolunda gitmediğini anladım. Kendimi tanıtmayı bırakıp endişelenmemesi için sakince halini hatırını sormaya başladım. Bir ara ‘‘tanıdım tanıdım seni’’ dedi. Tamam, dedim hatırladı, içim kıpırdandı. Saniyeler sonra aynı soruyu sordu:

-‘‘Kimsiniz?’’

Halamı daha fazla yormamak için sakince yine aramayı sonlandırdım. Bir süre kendime gelemedim. Halam hatıralarını, yaşananları unutmaya başlamıştı. O an çok düşündüm.

Unutmanın acısını hissediyor muydu?

Unutmak ölmekle eş değer miydi?

Yoksa bir kaçış yolu muydu ya da yaşanmışlığın izleri miydi?

Halam beni, geçmişini, yaşadıklarını unutsa bile bende bıraktıkları her daim baki. Bahçesinden birlikte topladığımız kirazın tadı, bahçeye kurduğu salıncağın verdiği mutluluğu, evin dik merdivenlerine çıkarken sürekli ayağımın takıldığını, halamın sürekli bir şeyler ikram etmek için bahçeyle mutfak arasında mekik dokuduğunu, sıcak bir yaz gününde ikram ettiği karpuzun tadını, sevgiyle baktığı çiçeklerini, biz giderken el sallayışını ve daha nicesini o unutsa bile ben hatırlıyorum.

Halamın hafızasından hatıraların resmi silinmiş olabilir ama benim resmimde yaşamaya devam ediyor. Hayat her birimize yarın ne gösterir bilinmez. Kalp kırıklıkları tamir edilmeden ömür biter, pişmanlığın yankısı silinmez. Bu yüzden kalp kırmadan, üzmeden yaşamalı insan. Sevginin peşinden koşmalı, hikayesine hatıralar biriktirmeli…

Benim hikâyemin halamı yaşatan kısmı kiraz, karpuz, yemyeşil bahçe, sevgi dolu bakan gözler, sessizlik, inci taneleri, mutfaktan gelen tıkırtı sesleri, salıncak ve vedanın kapısını aralayan o el sallayışla dolu…

Evet, Kimsiniz sorusunun cevabı burada gizli… Halam için hatıraların siyaha çalınmış renginde, benim için ise her daim yaşayacak gökkuşağı renklerinde…

 

5 Mart 2024 Salı

YANILGININ KIRMIZISI

Biliyor musun?

Hiçbir zaman gidemeyeceğimi sanırdım senden…

Adımlarım uzaklaşamaz, kalbim uzakta sensiz nefes alamaz,

Zannederdim…

Yanılmışım, ben senden çoktan gitmişim

Bir türlü görememişim

Gözlerime duvar örülmüş kalbin kan kırmızısından.

Dudağımın kenarına düşen damlaları aşk sanmışım

Meğerse yine yanılmışım.

Ne çok şey de yanılmışım değil mi?

Biliyorum zannederken hiçbir şey bilmiyormuşum

Derya deniz hayallerin içinde aslında ben boğulmuşum

Yine sessizce yürüyorum yıldızların tenimi boyadığı gecede.

Değişen tek şey aslında çok şey ifade ediyor karanlığın dehlizlerinde,

Fark ettin mi bilmem,

Kalbinin kapısını son kez araladım, son kez değdi gözlerin gözlerime

Ayazın ellerimi kasıp kavurduğu bu gecede yalnızlığı tadıyorum

Yolum nereye varacak inan ki bilmiyorum

Tek bildiğim

Artık adımlarım senden geçmiyor, sana varmıyor.

Ben senin gökyüzünden sonsuza dek gittim.

Güneş başka yönden doğup batıyor..

Yıldızlar bu hikayenin kapısını kapatıyor. 

Kar Tanesi

Ruhumun köşesinde saklı tuttuğum, kimsenin göremediği bir yer vardır

Oradan konuşurum bazen, bilemezler

Duyguların Al’a çalan hikâyesini anlatırım, duyamazlar

Kanayan kalbimin haykırışını gözlerime dökerim anlayamazlar

Bir tek sen,

Sen bildin, duydun, anladın beni.

Anladım ki yolu hiçbir zaman bitmeyen bir yolcu gibiymişim senden önce,

Adımlarımın sonunun gelmediği.

Yolum senmişsin, yolculuğumda.

Bir türlü adını koyamadığım o boşluğun sızısı yokluğundanmış meğerse

Yalnızlığıma biçilen kaftan kocaman bir kalabalığa döndü senin gelişinle

Al’a boyanan o duygular kar tanesi olup yağdı üzerime…

Mevsimlerin kokusu değişti, sözcüklerin kifayeti.

Dudaklarıma dokuduğun sevda mühürlendi kalbime

Haydi, sen söyle!

Nasıl bilsinler bir gün kar tanesinin gelip tenime dokunduğunu,

Bilemezler.

Nasıl anlasınlar kelimelerin ardında senin kim olduğunu,

Anlayamazlar.

Nasıl duysunlar, aşkın kalbime fısıldadığını,

Duyamazlar…

Hatırlamak ne garip bir duygu Hayatın akışında tanıdık olaylar silsilesi Bir renkten, bir bakıştan, bir hüzünden, bir gülümseyişten… İşte bu...