Her yolculuğun ardında bir hikâye edinirim mutlaka. Çoğu zaman hafızamda yer edinir yaşananların resmi. Bu sefer somut olarak edindim gerçeğin resmini… Bu fotoğrafı çektikten sonra çok düşündüm, içimi garip bir hüzün kapladı. Sarılmayı, hayatını dinlemeyi, halini hatırını sormayı çok istedim…
Belki 80 yaşını geçmiş, hayatını çilek satarak geçindirmeye çalışan birinin gözlerinde o aradığım duyguyu buldum… Gülen, buğulu bakan gözlerde o tanıdık duyguya rastladım. O duygunun tanımı yok, sadece bir his, tanımlayamadığım tatlı bir duygu.
Çilek almak istedim, erkenden boşalmış kovaları, Allah’ın hikmeti erkenden evine dönüyor böylece… Kızım 1 saat 40 dakika kadar beklersen gidip getireyim dedi. Ah ben seni o kadar yol getirip götürüp nasıl yorayım, nasıl kıyayım o adımlara, nasıl dayanırım güzel ve buğulu bakan gözlerin ardında yorgunluğu görmeye?
Yola çıkmamız gerektiğini söyledim ve buğulu bakan gözleriyle yavaş yavaş uzaklaştı gözlerimin önünden. Hayat herkese eşit şartlar sunmuyor ama belki de o böyle çok mutlu. O mutluluğu belki de iki kova bir çuvala sığdırmış gibiydi. Görünen iki kova ve bir çuval ama gerçekler koca bir dünyayı haykırıyordu sanki.
Gerçekten çok bir şey istemiyorum hayattan, bana da iki kova ve bir çuval yeter.. Tek istediğim benim de o iki kova ve bir çuvala kendimce koca bir dünya sığdırabilmek. İçerisinde sadece gülen gözleri, mutluluğu, iyiliği, sakinliği, huzuru barındıran bir dünya...
Yolun hep güzelliklere, mutluluğa, sevgiye açılsın... Dağıttığın çilekler, herkesin kalbine iyi gelsin...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder