31 Aralık 2024 Salı

Her geçen gün dün olurken şimdi koca bir yıl kalıveriyor insanın ardında. Bugün düne bir anı olmak için kanatlanıp uçuyor, zaman akıyor ömrün deminden sessizce...

Bu zaman selinde çok şey yaşanıyor:

Pencerenin ardından hayata bakanlar,

Hayatın içinde pencere arayanlar,

Koşanlar, yürüyenler, düşenler,

Yolculuğa çıkanlar, yol da sevdiklerini kaybedenler,

Yalnız devam edenler, yorulanlar,

Vazgeçenler, korkanlar, kaçanlar, 

Cesaretli olanlar, dirayet edenler,

Savaşanlar, yenilenler, kaybedenler,

Özleyenler, bekleyenler,

Gidenler, gelenler,

Sevenler, sevmemeye yemin edenler,

Ayrılanlar, kavuşanlar…

Bir camın arkasındaki sırdan, kalpte birikenlerden yansırız aynaya. Perde açıldıysa bir kere, ayna gerçekleri bir bir haykırır yüzümüze. Ömrün demi dolar sessizce, ölümle yaşam arasındaki hikâye dile gelir. 

Bu sene hüzünlerin hikayenizden uzak olduğu, renklerinizin çalınmadığı, mutluluğun gözlerinizde can bulduğu bir yıl olsun… Hikayeler her daim sevgi ve multlulukla dolsun… 

İyi Yıllar…

22 Aralık 2024 Pazar

SESSİZ ÇIĞLIK

Yaşadığımız her şey bir illüzyon gibi…

Bugün ne yaşıyorsak, yarın bir bakıyoruz her şey bambaşka bir hal alıyor. Bu süreçte öğreniyorsun, direniyorsun, savaşıyorsun…

Üstünü örtmeye çalışıyorsun bazı şeylerin, yok saymaya çalışıyorsun sonra anlıyorsun, üstünü örtmeye çalıştıkça daha da batıyorsun derinlere. Kabullenme burada başlıyor. Kabullendikçe bazı şeylerin geçmeyeceğini, onunla yaşamayı öğreniyorsun. İllüzyon dediğim şey belki de budur. Öğrenmenin, direnmenin, savaşmanın ve kabullenmenin bir döngü haline gelmesi. Bu döngünün en zoru nedir biliyor musunuz? Sessizlik… Her şeyi sessizce yaşamak, fırtınayı bile içinde yaşatmak. Çığlığı sessizlikle bastırmak.

Onu her gördüğümde adının sessiz bir çığlık olduğunu anlardım.  Çok fazla konuşmazdı, hikayesini dillendirmezdi ama gözlerinden okuduğumu bilirdi gerçekleri. Belki de beni kendine benzetirdi. Bende bazen öyle seçerek kurarım ki cümlelerimi. Kendimi teğet geçerek, birinin bilmediğim bir acısına, hüznüne, yaşanmışlığına yanlışlıkla çarparım diye çok korkarım. Susarım… O yüzden beni her gördüğünde buğulanırdı, o hüzünlü gözler. 

Onu nasıl mı anlatırım? Yaşadıklarından sonra fırtına olmayı değil sessizce hüzne gömülmeyi tercih ettiğini söyleyebilirim mesela. Acılarını ve kırılmışlığını bile sessizce yaşadığını, beni her gördüğünde ağladığını. Şimdilerde bir unutmuşluk sardı etrafını. Acaba unutmak iyi mi geliyordur ona? Unutursan ölürsün derler ya hani, unutunca ölmüyor ki insan, unutunca hissizleşiyor. Yaşanmışlıklara dair bir his bulamıyorsun kalbinde. 

Hayat söyleyemediklerimiz, yaşayamadıklarımız ve bazen de duygularımızı tam anlamıyla aktaramadığımız bir film sarmalı gibi. İnsana en çok söyleyemedikleri mi, yaşayamadıkları mı yoksa hissedemedikleri mi zor gelir?

Mesela bana en çok varlığını hep bildiğim ama artık hissedemediğim duygular zor gelir. Eskisi gibi hissetmediğim, mazi de bıraktığım, yarınlara taşıyamadığım. Söyleyemediklerimi unutur giderim ama var olduğunu bilip hisse hissizleşmek…

Hayat böyle işte, gün geliyor; söylenemeyenlerin, yaşanamayanların ve hissedilemeyenlerin türküsü okunuyor yüzümüze…

Vesselam…

16 Aralık 2024 Pazartesi

Sokağın başında beliren gölgen bile o an huzur ve güven verirdi bana..

Nasıl tanırdın beni gölgemden deme sakın…

Yağmur olsan kirpiklerime değen su damlasından tanırım seni,


Yeryüzünün ve gökyüzünün her bir zerresinde rastlarım seni,


İster yıllar girsin aramıza, yıllandıkça sancıyan hasretin yakarışları 


Yine de gözlerinden tanırım seni…

11 Aralık 2024 Çarşamba

Bu dünyadan göç etme vaktim geldiğinde

Mektupların hepsini bulacaksın cebinde 

Okuyacaksın, boğazın düğüm düğüm olacak, ağlamak isteyeceksin ama yapamayacaksın…

Zamana yenilmenin yükünü taşıyacaksın omuzlarında…

Geç kalmak hiç bu kadar yakmamamış olacak canını

Sonra fotoğrafları bulacaksın, gülen yüzüm değecek kirpiklerine..

Aynı karede son kez görmüş olacaksın bizi

Sadece bir fotoğrafa değil bir hayata bakmış olacaksın 

Gökyüzünden kırpıp kırpıp gözlerine serdiğim yıldızları hatırlarsın belki.

Şimdi her hatırada kesilecek mi nefesin?

Bu savaşta yalnızsın…

Beni özlersen eğer gökyüzüne bak, belki bir yıldız yaşatır beni sana…

1 Aralık 2024 Pazar

İKİ YABANCI

Birbirini hiç tanımayan iki yabancıydık biz.

Belki aynı gökyüzünün altında izledik yıldızları, belki aynı sokaklara düştü adımlarımız, belki de yan yana yürüdük birbirimizi hiç bilmeden…

Sonra bir şey oldu; adı kader midir, tesadüfler silsilesi mi bilinmez…

Bir savaşın ortasında buldum kendimi, aklımla kalbimin verdiği bir savaş.

Önceleri kalbin her zaman galip geleceğine inanırdım, 

Kılıç kuşanırdı kalp, hangi güç yıkabilirdi duyguların eşsizliğini…

Yanıldım, yenildim, kaybettim.

Zafer nidaları yükseldi aklın derinlerinden, kalpte bir boşluk hafif bir sızı...

Seni bulduğumda sende kaybolmuştum, 

Gözlerinin buğusunda bulmuştum kendimi.

Meğerse o kayboluş son bulacakmış bir gün

Hangisi daha acı sahiden bilmiyorum ama şimdi birbirini tanıyan iki yabancıyız, hem de birbirini çok iyi tanıyan iki yabancı. 

Bak aynı yıldızdan dilek tutuyoruz yine, aynı sokaktan yürüyoruz birbirimizi bile bile

Bakışların ardında iki yabancıdan kalan derin bir yutkunuş.

Hissediyorum o yutkunuşun ardında kesilen nefesi..

Hiçbir an bir daha yaşanmayacak ama hatırlamak istersen eğer,

Gözlerine bak, ben sonsuza kadar oradayım…

Hatırlamak ne garip bir duygu Hayatın akışında tanıdık olaylar silsilesi Bir renkten, bir bakıştan, bir hüzünden, bir gülümseyişten… İşte bu...