Elimde bir zaman makinesi olsa gitmeyi isteyeceğim tek zaman 70 ya da 80’li yıllar olurdu. O yıllara karşı duyduğum ayrı bir özlem var içimde, hiç yaşamamış olmama rağmen. Anlatılanlar, duyduklarım ve öğrendiklerim o yıllara karşı derin bir sevgi duymamı sağlıyor. O içimdeki özlem ise hiç dinmiyor.
O mektuplar… Duyguların aktarıldığı, his cümbüşünün serildiği o mektuplar…
Bu zaman beni oldukça korkutuyor. Bu kadar kolay ulaşılabiliyor olmak, beni çok düşündürüyor. Her birimiz ister istemez ayak uyduruyoruz ama içime sinmeyen çok şey var. O özlemini duyduğum yıllar da aylar ve belki de yıllarca insanlar birbirinin sesini duyamadan yaşamış. O hasretin dermanı mektuplar olmuş. Sevdiğine ulaşabilmenin tek adresi mektuplar…
Şimdi bakıyorum, her şey bu kadar ulaşılabilir olduğu için mi köreldi duygular? Hani o mektuplar nerede şimdi? Ne değişmiş olabilir? Zaman mı değiştirdi bizi bu kadar? Değişmeye dünden razı olduğu için mi insanoğlu? Hani o naif duygular nerede şimdi?
Bakıyorum birçok şeyi zorunda olduğumuz için yapıyoruz. Zorunda olduğumuz için aramak, zorunda olduğumuz için yazmak, zorunda olduğumuz için konuşmak? Neden? Zorunda olmasa kaç kişi kiminle iletişim kurar acaba? En kötüsü de ne biliyor musunuz? Sizinle zorunda bir iletişim kurulduğunu anladığınız an ve bunun için hiçbir şey yapamamak. Zorundalığa mecbur kalmak.
Her tanıdığım insanın önce gözlerine bakarım, gözler kalbin aynasıdır buna gerçekten inanırım. Çoğu kişiyi de okurum gözlerinden. Artık okuyamadığımı anladığım an bilirim birçok şeyin değiştiğini. Yine değişmekten bahsediyorum, ne acı.
Her geçen gün anneannemin anlattıklarına bir kez daha büyüleniyorum. Zorunda olmak diye bir kavram tanımıyor çünkü. O zamanlar hakkında paylaşmayı anlatıyor, birliği ve beraberliği ve çokça kalabalığı. Zorunda olduğu için sevmiyor insanları, sahiden seviyor, sahiden konuşuyor. Dedemin anneannem için yazdığı şiirler hala duruyor mesela. O şiirleri okurken içimin nasıl kıpır kıpır olduğunu anlatamam. Şimdi ne var elimizde, zorunda olmaktan başka? Duyguların aktarıldığı şiirler, mektuplar telefon klavyesine ya da yalanlara mı doldu?
Anlaşılır mı benim mektuplarım bu zamanda? İlmek ilmek kalbimle dokuduğum şiirlerim… Sahi ya defterlerime doldurduğum duygularım. Anlaşılmak? Artık anlaşılmak için bile bir gaye beslemiyorum sanırım. Önceleri benzer bir duyguda benzer bir yaşanmışlıkta ya da benzer bir histe buluşabilmek isterdim. Artık öyle düşünmüyorum. Duygular, yaşanmışlıklar ve hisler bile zorunda kalındığı için buluşuyorsa bir noktada, buluşmasın. Buluşacaksa eğer ki küçükte bir umut var içimde. O buluşma gerçekten sevgi, saygı ve aşktan olsun. Kimse zorunda kaldığı için birbirini sevmesin, gerçekten sevsin.
İsterdim ki bu yazdıklarım mürekkebe boyanan defterimde kalsın. Okunacaksa o defterden okunsun. Bu bile ne kadar istemesem zorunda kalmak işte. İşte o bahsettiğim umut bu. Ne zaman o umut yitip gider içimde, işte o zaman yazdıklarım sadece ve sadece ben de kalır. Yıllarca kimseye duyurmadan, bildirmeden solup gider eskiz defterlerim, mektuplarım ve şiirlerim…