24 Şubat 2025 Pazartesi

 

Bir yaz gecesine benzetirim seni

Hani güneş yerini yıldızlara bırakır da ılık bir rüzgar sarıp sarmalar ya insanın etrafını

Yakamoz beliriverir ardından

Öyle bir huzur..

İşte o an da ruhum serilir senin deniz kıyına

İşittiğim tek ses sen olursun, kalbimdeki o sis dağılır aniden

Bir dahası yokken hayatın

Sayfalar seni çiziyor, gözlerim hep seni arıyor ve ruhum hep sen de saklanıyorken 

Eve dönme zamanı gelmedi mi?

Doğduğun yere değil, hissettiğin yere..

Deniz gelmezse ruh susuz kalır,

İki birbirine ait ruh kavuşamazsa 

Ne yaz kalır mevsimlerden ne aşk..

Sevda doğmaz olur bir daha..

23 Şubat 2025 Pazar

Samanyolu


Şu hayatta duyduğum her iki biri sözden yalanken

Sen nasıl bu kadar gerçek olabilirsin?

Gökyüzünü kıskandıracak kadar derin bakan mavi gözlerin, sonsuz bir okyanus gibi benim için bazen bakmaya kıyamadığım bazen de doyamadığım…

Biliyorum bir gün gelecek ya senin adımların dolacak bu şehre, dünyam değişecek ya da ben hiçbir şeye aldırmadan kalbimde delicesine bir heyecanla sana geleceğim..

Koskoca şehirler şaşıracak ve belki de üzülecek, onca zaman bizi birbirimizden alıkoyduğu için.

Şimdi hem samanyolu kadar eşsiz hem de samanyolu kadar ulaşılmaz olsan da

Kalbimin üzerini senin varlığınla örteceğim o günü sabırsızlıkla bekliyorum.

Sen de inan sen de düşle sen de diren bizim için.

Mesafeler gün gelir kıyamaz aşka.

18 Şubat 2025 Salı

İnsan bir gün birinin hayatından veyahut kalbinden gitmesi gerektiğini ne zaman anlar bilir misiniz?

Kırıldığında…

Hayattan kaçtığında kalbe takılır kalır insan. İşte o an da kalp kesiyorsa hükmü, ne yaparsan yap, gitmen gerektiğini bilirsin. Ardında bırakıp gitmekten bahsetmiyorum. Çünkü yüreğin eskisi gibi bakmayı bırakmışsa karşındakine ister yollar ister yıllar eskit, kalp kırgınlığın yükünü almış bir kere.

Burada acı veren tek şey şudur bence;

Hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam edersin ama hiçbir şey olmamış gibi hissedemezsin ve şuna inanırım; insan vazgeçince gitmez birinden, hisleri ölünce gider. 

Ve kırgınlık hislere hissizleşmenin en büyük nafakasıdır…


 

11 Şubat 2025 Salı

Bir zaman bulutunun içerisindeyim sanki,

Mevsimlerden bahar

Ağaçlar yeşile boyanmaya nazır, çiçekler üçüncü cemreye vedaya hazır…

Pencerenin önündeyim, o ılık rüzgar yüzüme vuruyor, güneşi söylemiyorum bile…

Perdeler uçuş uçuş, bu hangi hikaye?

Hani böyle bazen nefes nefese kalırız ve sonrasında bir an rahatlarız ya derin bir huzur alır telaşın yerini

Adına sakinlik dediğimiz.

Peki ya şimdi bahar geldiğinde yine uçuşacak mı perdeler, aynı huzur yerleşecek mi insanın göğsüne?

Pencerelerin ardındaki hikayeler değişirken hayat perdesi yine aynı sakinliği yeşertecek mi?

Önceleri o hiç değişmeyen bahar sabahları sonsuza dek sabahın mührüyle yeniden açılacak mı?

9 Şubat 2025 Pazar

Elimde bir zaman makinesi olsa gitmeyi isteyeceğim tek zaman 70 ya da 80’li yıllar olurdu. O yıllara karşı duyduğum ayrı bir özlem var içimde, hiç yaşamamış olmama rağmen. Anlatılanlar, duyduklarım ve öğrendiklerim o yıllara karşı derin bir sevgi duymamı sağlıyor. O içimdeki özlem ise hiç dinmiyor. 

O mektuplar… Duyguların aktarıldığı, his cümbüşünün serildiği o mektuplar…

Bu zaman beni oldukça korkutuyor. Bu kadar kolay ulaşılabiliyor olmak, beni çok düşündürüyor. Her birimiz ister istemez ayak uyduruyoruz ama içime sinmeyen çok şey var. O özlemini duyduğum yıllar da aylar ve belki de yıllarca insanlar birbirinin sesini duyamadan yaşamış. O hasretin dermanı mektuplar olmuş. Sevdiğine ulaşabilmenin tek adresi mektuplar…

Şimdi bakıyorum, her şey bu kadar ulaşılabilir olduğu için mi köreldi duygular? Hani o mektuplar nerede şimdi? Ne değişmiş olabilir? Zaman mı değiştirdi bizi bu kadar? Değişmeye dünden razı olduğu için mi insanoğlu? Hani o naif duygular nerede şimdi? 

Bakıyorum birçok şeyi zorunda olduğumuz için yapıyoruz. Zorunda olduğumuz için aramak, zorunda olduğumuz için yazmak, zorunda olduğumuz için konuşmak? Neden? Zorunda olmasa kaç kişi kiminle iletişim kurar acaba? En kötüsü de ne biliyor musunuz? Sizinle zorunda bir iletişim kurulduğunu anladığınız an ve bunun için hiçbir şey yapamamak. Zorundalığa mecbur kalmak. 

Her tanıdığım insanın önce gözlerine bakarım, gözler kalbin aynasıdır buna gerçekten inanırım. Çoğu kişiyi de okurum gözlerinden. Artık okuyamadığımı anladığım an bilirim birçok şeyin değiştiğini. Yine değişmekten bahsediyorum, ne acı. 

Her geçen gün anneannemin anlattıklarına bir kez daha büyüleniyorum. Zorunda olmak diye bir kavram tanımıyor çünkü. O zamanlar hakkında paylaşmayı anlatıyor, birliği ve beraberliği ve çokça kalabalığı. Zorunda olduğu için sevmiyor insanları, sahiden seviyor, sahiden konuşuyor. Dedemin anneannem için yazdığı şiirler hala duruyor mesela. O şiirleri okurken içimin nasıl kıpır kıpır olduğunu anlatamam. Şimdi ne var elimizde, zorunda olmaktan başka? Duyguların aktarıldığı şiirler, mektuplar telefon klavyesine ya da yalanlara mı doldu? 

Anlaşılır mı benim mektuplarım bu zamanda? İlmek ilmek kalbimle dokuduğum şiirlerim… Sahi ya defterlerime doldurduğum duygularım. Anlaşılmak? Artık anlaşılmak için bile bir gaye beslemiyorum sanırım. Önceleri benzer bir duyguda benzer bir yaşanmışlıkta ya da benzer bir histe buluşabilmek isterdim. Artık öyle düşünmüyorum. Duygular, yaşanmışlıklar ve hisler bile zorunda kalındığı için buluşuyorsa bir noktada, buluşmasın. Buluşacaksa eğer ki küçükte bir umut var içimde. O buluşma gerçekten sevgi, saygı ve aşktan olsun. Kimse zorunda kaldığı için birbirini sevmesin, gerçekten sevsin. 

İsterdim ki bu yazdıklarım mürekkebe boyanan defterimde kalsın. Okunacaksa o defterden  okunsun. Bu bile ne kadar istemesem zorunda kalmak işte. İşte o bahsettiğim umut bu. Ne zaman o umut yitip gider içimde, işte o zaman yazdıklarım sadece ve sadece ben de kalır. Yıllarca kimseye duyurmadan, bildirmeden solup gider eskiz defterlerim, mektuplarım ve şiirlerim…

 

5 Şubat 2025 Çarşamba

Bazen anlatamazsın,
Sözcüklerle konuşursun olmaz..
Gözlerinle haykırırsın yine anlaşılmaz.
İşte o zaman anlarsın gitmen gerektiğini...
Kimi zaman veda bile etmeden
Son kez dönersin arkanı, son bir bakışa saklarsın bütün hayatı.
Kimse bilmez, kimse duymaz...

4 Şubat 2025 Salı

Günlerdir elim kaleme gidiyor da bir türlü sonunu getiremiyorum cümlelerimin. Yarım kalmaya vurgun herhalde bu ara kelimeler. Taşan bir deniz var gözlerimin önünde, dalgaları öylesine vuruyor ki kalbimin kıyısına, nefesim kesiliveriyor aniden. 

Kalbimden dilime akmaya niyetlenen sözcüklerin şiddeti karşısında şaşıracakken, sus pus oluyor yüreğim birden. Yüzümü çevirdiğim bu gök, yıldız dolu bu gök hiçbir şey söylememe gerek kalmadan sözcüklerimin sesine ses oluyor. Bir güvercinin kanat çırpışında duyuyorum o sesi. Her zaman an’ı yaşayan bana, geçmişten yağmur kaplı bir bulut getiriyor o güvercin. Adı özlem olan o bulut dönüp duruyor başımın etrafında. Bulutun bile bir adı varken benim nezdimde, o özlemin tanımsızlığı burkuyor içimi. 

O öyle bir özlem ki, geçmişin kapısına dayanmış usulca sızmaya çalışıyor bugüne. Duygu çok net, dün bugün demeden yer buluyor kalpte. Ama bazı şeyler var ki geçmişin kapısını bugüne açmaya değil, aralamaya dahi güç bulamıyor. O gücün bulunamaması güçsüzlükten değil oysaki; kırgınlıktan.

Hiçbir zaman unutulamayacak olan kırgınlıktan…

Hatırlamak ne garip bir duygu Hayatın akışında tanıdık olaylar silsilesi Bir renkten, bir bakıştan, bir hüzünden, bir gülümseyişten… İşte bu...