23 Ağustos 2026 Pazar

Hayatın renklerinin kaybolduğunu ne zaman anlarız?

Eskiye çalan bir pazar gününü anımsadığımızda..

İçimiz sessizce neşesizliğe doğru sürüklendiğinde..

Güzel bir günün ardından sessizce, kimsesiz yine karanlığa gömülünce..

Hatıraların içinde kaybolurken çok şey görmeyi beklerken aynı hissedilmediğinde…

Sahi zaman eskiden de böyle mi akardı?

Renkler birer birer soluklaşır mıydı?

Yoksa yaşandıkça unutuluyor mu bunca ihtimaller silsilesi..

Şimdi bir çınar var karşımda, oturmuş öylece onun duruşunu izliyorum..

Bunca düşünce arasında onun hayattaki rengini arşınlıyorum kalbimde,

Ben derin derin nefes aldıkça, bünyesinde telaşa yer almadığını görüyorum 

Belki rengini kaybediyor zaman zaman; ıssızlaşıyor, yalnızlaşıyor, kırılıyor..

Belki de o kırılan yerinden bir nefese can oluyor, yalnızlığı ansızın yitip gidiyor 

Rüzgar okşuyor nefesiyle, yağmur can veriyor, kuş cıvıltıları hayat oluyor..

İnciniyor kimi zaman ama büyüyor, vaktini bekliyor..

Her şeyin vaktini beklediği gibi. 

Hiçbir hâl olduğu yer de saymıyor. 

Renkler bulanıklaşıyor, hatıraların kokusu yitip gidiyor, duygular hissizleşiyor belki..

Sonra doğanın kanunu bir demet umut serpiyor avuçlarına..

Unutulmaya yüz tutan ne varsa çıkarıyor karşına..

Çıktığın yol değişse de, varacağın yer bilinmese de..

Bir avuç umut bir rengi hatırlatıyor..

Kaybolan rengin tınısını taşıyor gönül heybesine… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kim olduğunu ne zaman anlar insan? Kendi benliğini nasıl bulduğunu? Arayıp bulunabilen bir şey mi bu insanın kendisini bulması? Kendisiyle k...