BİR ÇİKOLATA BİR ÇOCUKLUK BİR MUTLULUK BİR BURUKLUK
Bir zaman makinesi olsa
elimde, dönmek isteyeceğim birçok an vardır geçmişe dair.
Yine aklıma düştün
gecenin bir vaktinde. Hüzün ve özlem kovaladı duygularımı. Sitemi değil sadece
buruk bir vedayı anlatmak istiyorum bu sefer… Zaman makinesi yok elimde ama
hatıraların kapısı aralık… Şu an yoksun ama anılarımda yaşıyorsun.
‘‘4-5 yaşlarına dönüyorum
mesela, elimden tutup her çocuğu mutlu eden kapıdan içeriye doğru yürüyoruz
beraber. Tanışık olmuşuzdur herhalde girdiğimiz dükkânın sahibiyle. Hafızam bunu
hatırlamama izin vermiyor. Lakin bizi hatırlıyorum: Senin bana avuçlarımı
doldurup taşan çikolatalar aldığını. Öyle alıştırmışsın ki hala vazgeçemiyorum
çikolata alışkanlığımdan. Çocukken dört dolanırdım evde. Şeker değil çikolata
arardım. Belki sen aldığın için vazgeçememişimdir çikolata sevdamdan. Sen elimden
tutup beni mutlu ettiğin için. Sen gittin ama ben hala vazgeçemedim
çikolatadan. Hiçbir zaman da vazgeçemeyeceğim. Ama sıra bendeydi. Bu sefer ben
mutlu edecektim seni. Veda bile edemeden sana, burukluğu bıraktın bana.’’
Öyle oldu mu hiç?
Daha ben gelememiştim
sana avuç dolusu çikolatayla?
Daha ben tutamamıştım
elinden…
Geriye dört parça kaldı
senden: Bir çikolata, bir çocukluk, bir mutluluk, bir burukluk…